6 Kasım 2006 Pazartesi

Bülent ECEVİT'in Ölümü

05 Kasım 2006 tarihinde saat 22.40 da Sayın ECEVİT hakkın rahmetine kavuşmuş. Sabah işe geldiğimde arkadaş söyledi. İnanamadım bir an. Sonra aileden birisini kaybetmenin acısı gibi ECEVİT"in ölümü gözlerimi sulandırdı. Ağlattı beni.Allah rahmet eylesin. Yakınlarına sabır versin. Türk Milletinin de başı sağolsun.
Kendisi çok sevdiğim ve inandığım bir politikacı idi. Cesaretli ve ülkesini seven bir liderdi. Cesaretini 1974 Kıbrıs Barış Harekatında göstermiştir. Sevgisini ise her zaman göstermiştir. Kibar siyaset yapmıştır.Bayan memurlar Ecevit zamanında çıkan değişiklikle pantalon gimeye başlamışlardır. Bunun için kendisini her zaman şükranla anacağım.

Yıllarca bizi pençesinde sıkan enflasyon canavarından Sayın ECEVİT"in Babakanlığı döneminde uygulamaya koyduğu ekonomik politika kurtarmıştır. Enflasyon onun zamanında düşmeye başlamış, AK Parti iktidarında ise bu düşüş devam etmiş ve tek haneli rakamlara inmiştir.

Bizim için ve ülkemiz için çok önemli bir liderdi. Onu erken kaybettik. Allah rahmet eylesin.
Güle Güle KARAOĞLAN!

1 Kasım 2006 Çarşamba

Kime Niyet Kime Kısmet

Bu sabah Selin ile beraber apartmanın merdiveninde servis bekliyoruz. Bizden başka bir bekleyen daha vardı. Kulağında numaratör sallanan beyaz bir köpek.Yiyecek umuduyla bize yanaştığını tahmim ediyorum ama yanımızda hiç bir şey yoktu verecek.
Selin köpeği kendince seviyor. " Dayanamıyorum artık, yiyeceğim o gözlerinden" diyerek. Kendi yaşından beklenmeyecek sevgi cümleleri kuruyor Selin. İnanamıyorum kulaklarıma. Biraz sonra inanamayacağım bir şey daha olacaktı:

Biz ilgimizi köpeğe yönelttiğimiz sırada şırrak diye bir ses duyduk.Kafamı sesin geldiği yöne çevirince kargaların yere ceviz düşürdüğünü gördüm.3-4 karga havada dönüyor, bir tanesi yere konup cevize doğru yürüdü. Gagasını cevizi kırmak üzere uzattığı sırada yanımızdaki beyaz köpek hızlıca cevize doğru gitti ve koklayıp ağzına aldı. Karşı binanın merdiven altına götürdü cevizi. Yere uzanıp cevizi kırdı ve afiyetle yedi.Kıssadan hisse:
Ne demiş atalarımız " Kime Niyet Kime Kısmet"

Bu atasözü yukarıdaki olayda gerçekleşti gözümün önünde.

27 Ekim 2006 Cuma

2006 Yılında Sonbahar

Hiç bu kadar güzel bir sonbahar yaşadığımı hatırlamıyorum. Acaba bana mı öyle geliyor? Bu sene hava çok güzel gidiyor. Dün akşam haberlerde, bayram tatilinde Marmaris'te denize girildiğini verdi. Çok çok güzel bir mevsim yaşıyoruz. Halen ağaçlar yapraklarını dökmedi. Her taraf yemyeşil.

Bu hafta sonu havaların 3-5 derece soğuyacağını da söylüyorlar. Buna da hazırlıklı olalım.

25 Ekim 2006 Çarşamba

Ankara'da Çiftlikte Köfte Ekmek Keyfi


Ankaralıların gezinti yeri olan Atatürk Orman Çiftliğine bizde dün gittik ve köfte ekmek yedik. Çok güzeldi. Kokoreççilerin önü müthiş kalabalıktı. Havanın güzel olması da cabası.Bu resimdeki köfteci en iyi köfteyi bize göre burası yapıyor.Her zaman köfte ekmeğimizi buradan alıp yeriz. Yol boyu arabalar park etmiş halde bulunurlar. İnsanlar ayakta veya arabalarının içlerinde yada oturma salonunu tercih edenler buralarda köfte ekmek veya diğer et yemeklerininin tadını çıkarırlar.
Yorum:
Yazan:Sevimlisayfam

Tarih: 2006-10-25 16:07:27

Konu: :))

Aynen katılıyorum

her yeri ayrı güzel şehrimizin

tekrar bekleriz Ankara'mıza

22 Ekim 2006 Pazar

Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı yarın başlıyor. Bayram nedeni ile Ankara'dayız. Herkesin bayramını kutlar, iyi bayramlar dilerim.

Hoşçakalın.

18 Eylül 2006 Pazartesi

Okullar Açıldı ve İlk Okul Törenimiz

              Bu gün 18 Eylül 2006. Eğitim-Öğretim başlıyor. Sabahleyin saat 8.30 da okula geldik.Okul geçen hafta 1. sınıflar için erken açıldığı için okula gelip gittiğinden Selin bayağı alışmış durumda. Bu günkü kalabalığı hiç yadırgamadı. Törene katılmak için okulda kaldım. Selin Hazal adında bir arkadaşı ile koşturdu epeyce. Sonra arkadaşı ortalıktan kayboldu.Selin yanıma geldi ve başını bana yasladı. Anneciğim gitme törenimi izle ne olur diye yalvarmaya başladı. Ben de amirimden saat 10.00"a kadar izin almış olduğumdan saat 09.30'a kadar bekledim. Tören başlamayınca Selin"i sınıfına çıkarıp öpüp ayrıldım.

            Belediye otobüsünde geçen yıl emekliye ayrılan bir arkadaşıma rastladım. Yol boyu sohbet ettik. O benden önce indi.
           Dün okulda kızımın ilk veli toplantısına katıldım. Dönüşte Selin"e teşekkür ettim. Kızım iyi ki olmuş ve okula gidiyor. Eğer o olmasaydı hayatım boyunca böyle bir toplantıya hiç katılamayacaktım. Bu mutluluk için ona bir teşekkür borcum olduğunu düşündüm.



4 Eylül 2006 Pazartesi

Okul Çantasını Aldık

01 Eylül Cuma günü öğle tatilinde amirimden de 1 saat kadar izin alarak Sirkeci"ye gittim. cağaloğlu yokuşundaki bazı kitap-kırtasiye dükkanları okul çantaları getirmişlir. 4 çanta satan yer dolaştım. birinden tam karar verip aylmak üzere idim ki Cuma namazı için dükkanı kapatacaklarını söylediler. Çıktım. Şöyle ara arka sokaklara doğru yürüdüm, belki buralarda da rastlarım çantalara diye. Ama çantacı yoktu. Tekstil dükkanları başladı. Her halde Beyazıt'a mı yaklaştım ne?Tekrar geri dönerek Cağaloğlu yokuşuna geldim. Camilerin kapısının önünde insanlar hasır veya mukavvaların üzerlerinde namazlarını eda ediyorlardı. Biraz önce uğradığım dükkanlardan birine daha tekrar uğrayıp çantalar hakkında bir karara varıp alacağım. Namaz için bizi dükkandan çıkaranların dükkanına tekrar girdim ve karar vermek üzere olduğum o çantayı 30 YTL.aldım Orijinal Barbi çanta. 55 YTL"ya satılan çantalardandı.Aradaki fiyat farkına bakın!

Bir şey alınacağı zaman epey bir piyasa araştırması yapmanın faydaları. Cüzdanınız pek hafiflemiyor o zaman.

Akşam Selin çantasını görünce çok beğendi. Park yerinde arkadaşlarına gösterdi.O gün ve ondan sonraki günler yatarken çantasına sarılıp yatıyor.
Son bir güncelleme yapayım (10.02.2010): Çocuklara çanta alırken hafif olmasına dikkat edilmeli. İçine kitap defter girince bayağı ağırlaşıyorlar, ağır çanta taşımanın omurga kemikleri üzerinde eğrilik yaptığını uzmanlar söylüyor.



1 Eylül 2006 Cuma

İlk Okul İçin Alışveriş

30 Ağustos Zafer Bayramından faydalanarak kızımıza okul alışverişine gittik. Daha sabahtan başladı heyacan yapmaya. Çabuk olmamızı istedi. Dükkanlar ya kapanırsa diyerek.

İki tane mağazayı dolaştık forması için. İkinci mağazadan aldık. 50 YTL. Çanta için dolaştık. çantalar da hep ya barbi resimli yada wintchli. Ve hepsi pempe renkli. Bütün çocukların sırtında aynı çantalar. Fiyatlar ise 25 YTL'den başlıyor 55 YTL'ye kadar çıkıyor. Orijinal çantalar 55 YTL.

Ayakkabıyı bir yerde sorduk: deri, 30 YTL dediler. Migros gibi marketlerde getirmiş 12 YTL'ye satıyor ama deri değil.

Ayakkabı ve çantasını sonraya bıraktık. Formasını aldık, boyunu biraz kısaltmak gerekiyor.

Ertesi günü kreşe giderken forma poşetini öğretmenine göstermek için götürdü. Sevincini onunla paylaşmak istedi.

Canım yavrum benim. Çok özel bir çocuk.



18 Ağustos 2006 Cuma

Allah Yalnız Kalmasın Diye İnsanları Yarattı!

           Dün gece Selin"i yatırdım, ben de yanına uzandım. Selin bu konuşmadan durur mu hiç! Bana döndü ve:
ANNE ALLAH İNSANLARI YALNIZ KALMASIN DİYE YARATTI DEĞİL Mİ? dedi.

          Şimdi yok desem olmaz evet desem o da olmaz. İkisinin arası bir şey söyledim:

 
          OLABİLİR, yalnız kalmasın diye yaratmış olabilir dedim.

          Dedim ama çocuğun söyledikleri kafamda yankılandı durdu bir mütted.



10 Ağustos 2006 Perşembe

Selin İşyerimde

           15 Temmuz 2006 tarihinden itibaren kreş yönetimi 3 hafta tatile girdi ve çocuklar ailelere kaldı. Kimisi memleketten annesini, babasını getirtti, kimisi de büyük çocuğuna küçüğü baktırma işini yükledi.
          Bizim böyle bir imkanımız olmadığından Selin benimle 3 hafta işe geldi,gitti. Tamam artık süre bitti, çocuk kreşe başlayacak dediğimiz zaman öğretmenini arayıp konuştuk, bir hafta daha kreşin kapalı olduğunu söyledi.Bu 4. haftası işte.
           Binada maskot oldu. Selamlaşmadığım insanlar ile selamlaşmaya başladım.
           Haftaya kreşe başlayacak. Okullar açılınca inşallah okullu olacak!
           Eminönü"ne gidip okul alış verişi yapmadan olmaz değil mi?



21 Temmuz 2006 Cuma

Popüler Kız Olacakmış!

             Yine Selin'den bir inci:

            Minibüste eve doğru gidiyoruz. Selin ayakta, minibüsün girişte sol taraftaki camlı bölümünde kolunu da tutunma demirlerin üzerine koymuş dışarıyı bakıyor. Ben de kapı açılınca aşağıya dengesini kaybedip düşer diye endişeleniyor, sürekli onu kontrol ediyorken birden Selin bana döndü ve yüzünde önemli bir şey söylecek olan insanların ifadesi ile bana:

          " Sana bir şey söyleyeceğim ama burada olmaz, eve gidince söylerim" dedi. Tamam deyip başımla da onu tasdik ettim. Selin dayanamamış olacak ki sonra bana doğru gelip kulağıma şunu fısıldadı:

         " BEN BÜYÜYÜNCE EN POPÜLER KIZ OLACAĞIM"

Anne Adı Köpekmiş!

            Ben ve Selin akşam vakti işten dönüyoruz.4.Levent"te otobüsten indik ve TRT Basın Sitesine doğru yürüyoruz. Kaldırımda 2-3 kadın, yanlarında iki de erkek çocuk bizden tarafa doğru geliyorlar. Çocuklar birbirleri ile itişip kakışarak yürürken 28-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim hanım çocuklardan birine hitaben " DUR, YAPMA KÖPEK" diyerek kızdı. Selin ve ben tam yanlarından geçerken bu cümleyi duyduk. Sonra Selin bana dönerek:

-ANNE ADI KÖPEKMİŞ, demesin mi!

7 Temmuz 2006 Cuma

Tatil Dönüşümüz

                                         Hepinize Merhabalar!
               Tatilden döndük. Çok güzel bir tatil geçirdik. Selin başlangıçta denize girmekten çok korkup ağladı ama yanımıza gelen tanıdıklarımızın kızları sayesinde suya girip korkusunu yendi. Simiti ve kollukları ile hep denizdeydi. Denizde olmadığı zamanlar da langırt, masa tenisi ve ve mini golf oynamaya çalıştı Selin"cik.Tabii bu oyunlarda çoğu zaman biz arkadaşlık ettik kendisine.
Ben ve eşim çok mutlu ve huzurlu idik. Çok güzel dinlendiğimizi hissettik. Marmaraereğlisi"ne gidip geldiğimiz için yol yorgunluğu hiç olmadı.Tatile mümkün ise yakın yerlere gitmenizi tavsiye ederim. Yorgunluk çekmiyorsunuz, iyi oluyor.
              Tatil anılarımızı zaman zaman anlatmayı sürdüreceğim inşallah. Bay bay...

23 Haziran 2006 Cuma

Noter Huzurunda Öğrenci Kuraları

              21 Haziran 2006 tarihi kızımın eğitim hayatının başlangıç tarihi olarak hep aklımda olacak. Saat 10.30 da okula geldik çekiliş için.Bizleri yemekhaneye aldılar. Noter ve öğretmenler yerlerini aldılar. Okul Müdürü konuyla ilgili açıklamasını yaptı ve en ÖNEMLİ AN BAŞLADI.Öğrenci numaraları ve isimleri çekildikçe okunuyor ve sevinç, alkış sesleri arasında salonda duyulmaz oluyordu. 106 öğrenci müracaat etmiş ve 55 öğrenci alınacakmış. 50-51-52 oldu Selin"in adı halen okunmadı. Ümidim azalıp tükenmek üzere. Belki 55. öğrenci Selin olur kimbilir? 53. çekilişte öğretmen okudu: 1488 Selin...ALLAHIM, mutluluk, sevinç böyle bir şey her halde. Eşim ve ben okuldan ayrılırken ne kadar kendimizi hafif hissediyorduk. Rüzgar esse savrulacak kadar. Tüy gibi hafiflemiştik. Üzerimizden tonlarca ağırlıkta bir yük kalkmıştı.
              Akşamleyin evde de sevinç ve keyfimiz devam etti. Ben arada bir 1488 Selin diye sesleniyorum o anı anmak, hatırlamak için. Yani bu kısaca şu anlama geliyor benim açımdan, tam gün etüt ve beslenmeli bir okul demek benim çalışma hayatıma devam etmem demek. Bir mütted daha çalışma ortamındayım efendim.
Şimdi gidip kızımın kesin kaydını yaptıracağım. Haftaya da 5 günlük bir tatile gidiyorum. Gelince konuşuruz yine sizlerle. Hoççakalın.

19 Haziran 2006 Pazartesi

Selin'in Anaokulunda Son Günü ve Karnesi

16 Haziran 2006 günü kreşe giden kızım akşam eve anaokulu karnesi ile döndü. Artık hayatında bir dönem kapanıp yeni bir dönem açılıyor. Bununla ilgili ilk uğraşımız da Selin'i tam günlü bir okula yazdırmak için ön kayıt yaptırmak oldu geçtiğimiz hafta içinde.21 Haziran"da kura çekilecek ve adı çıkarsa bu okula gitmeye hak kazanacak. Çıkmazsa ne olacak? Tabii internet üzerinden kayıt yaptıracağız ve nereye yerleştirilirse orada okuyacak. Ama bu okul yarı günlü olacak. Ve tabii benim de emekli olup çocuğa yarım gün bakmam gerekecek. Çocukların kendileri küçük ama aileye etkileri çok büyük oluyor. Her şey çarşamba günü belli olacak. Bekleyip göreceğiz.
Sonuçtan haberdar edeceğim. Hoşçakalın

15 Haziran 2006 Perşembe

Okula Kayıt Telaşımız

Selin"i bu yıl ilk okula veriyoruz. Özel okula güç yetmeyince devlet okuluna yöneldik. Ben de çalıştığım için tam gün eğitim veren etütlü bir okula vermek istiyorduk. Bu okullara talep çok olduğu için ön kayıt ve noter kurası sonucu yerleştirme işlemi yapılıyor. Biliyorsunuz bu yıl birinci sınıflar internet kayıtı ile okullara yerleştiriliyor. İki gündür karı koca sinirlerimiz bayağı gergin. Okulları arıyoruz. Telefonla bilgi vermek istemiyorlar. Buraya gelip bilgi edinmeniz gerekir diyorlar. Halbuki ne istediklerini söyleseler hazırlayıp gidersin. Bir defa da işlemi yapıp bitirirsin.
Dün ve bugün sabah biraz sinirlerimiz gerildi ama sonunda Profilo Barış İlköğretim okuluna ön kayıt yaptırmaya karar verdik ve yaptırdık. Biz 89. sıradayız. 55 öğrenci alınacakmış. Şansımız %50. Hakkımızda hayırlısı olsun.

Özlü Sözlerden

"Öğüt, zamanında taze yenmemiş bir ekmeği, başkasına bayat yedirme denemesidir."
Özdemir Asaf

Metres

> >> Karı koca bir barda oturuyorlar önlerindeki


içkileri yudumlarken bardan içeri hoş bir hatun girer.

> >>Bizimkilerin yanına yaklaşıp adama sarılarak yanağından öper.

> >>Yanındaki karısına aldırmadan:

> >>- Nasılsın hayatım, epey oldu görüşemedik.. >> Diyerek ileride bir

>masaya gidip oturur. Adamın karısı

şaşkındır, dayanamayarak kocasına sorar.

> >>- Kim bu kadın?

> >>Adam sakin bir sesle yanıtlar:

> >>- Metresim!

> >>Kadın yanıtı duyunca çıldırır:

> >>- Ne! Derhal bosaniyoruz! Sen ne şerefsiz adammışsın.

> >>Bir de utanmadan metresim

>diyorsun.

> >>Her sey bitti hemen boşanıyoruz!

> >>Adam gayet sakin sıralamaya başlar:

> >>-Ne yani sevgilim Etiler'deki dubleksi, Akmerkez'deki

> >>daireyi, Bodrum'daki tripleksi, 24 metre yatı,

> >>altındaki son model jeeple spor arabayı, bütün bunları

bırakıp benden

> >>ayrılmak mı istiyorsun?

> >>Kadın sakinleşir ve çevresine bakmaya baslar. Biraz

> >>ileride bir çift dikkatini çeker, kocasına sorar:

> >>- şurada oturan bizim Suat değil mi?

> >>

> >>Kocası yanıtlar:

> >>- Evet

> >>- Peki yanındaki kim?

> >>Kocasi gayet soğukkanlı:

> >>

> >>

> >>- Metresi...

> >>

> >>

> >>Kadın bir duralar hemen arkasından yapıştırır:

> >>

> >>

> >>- Aaaa! Bizimkisi daha güzel valla!.

Anne Ben Evlenmeyeceğim

Selin bana dün akşam " Anne ben gelinlik giyip evlenmeyeceğim" deyince neden diye sordum. Bana verdiği cevap:
 " Evlenince tatile gidiyorlar, sonra uzaklarda oturuyorlar, ben annişkomu ve babişkomu bırakmak istemiyorum" oldu.

Bir anne olarak bu sözler beni mutlu etti tabii ki. Ama büyüdüğünde ne düşünecek bilemiyorum!

24 Mayıs 2006 Çarşamba

Tatil Zamanı Gelirken

Çalışanlar için yaz demek tatil demektir değil mi? Pek çoğumuz şimdiden nereye gideceğini planladı bile. Planlamamış olanlar da yakında bu işi halledeceklerdir. Ülkemiz tarihi ve doğal güzellikleri ile her zevke ve keseye uygun tatil yerlerini bünyesinde toplamıştır. Bundan 5-10 yıl öncesine kadar bu yerleri daha çok yabancı turistler ziyaret ederdi. Ancak gelişen Türkiye, zenginleşen Türk halkı da bu yerlere gitmek için taleplerini arttırınca yerli turistler için ilk kez bu sezonda indirimli ve avantajlı rezervasyonlar başladı. Bu çok güzel. Bizim insanımızın da senede 5-10 gün iyi bir dinlenmeye, kendini yenilemeye ihtiyacı var. Güzel bir tatil geçiren kişi daha mutlu, dinamik ve daha üretken olmaz mı?

Hepinize iyi tatiller şimdiden..

18 Mayıs 2006 Perşembe

Bayramlarımızın Sıralanışı / 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

Merhabalar, yine güncel bir konu hakkında nacizane fikirlerimi yazacağım. Çok büyük bir tesadüf mü yoksa Atatürk"ün ince dehasının bir sonucu mu nedir milli bayramlarımızın sıralanışına bakınca şunu görüyoruz:




23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı --Çocuklara

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı---Gençlere

30 Ağustos Zafer Bayramı----Askerlere

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı---Büyüklere atfedilmiştir.

Bu sıralamadaki güzellik beni büyüledi. Bu güne kadar bu şekilde hiç düşünmemiştim. Bunu sizlerle paylaşmak istedim.



Gençlerimizin ve bizlerin bayramı kutlu olsun! Daha nice bayramlarımız olsun!

17 Mayıs 2006 Çarşamba

Kızımdan Bize Bir Teşekkür

14 Mayıs 2006 pazar günü Selin babasına ve bana sarılmak istedi. İkimizi bir araya çağırıp bizi sıkıca sararak şunları söyledi:

-Benim ailem olduğunuz için size çok teşekkür ederim.
 Babası sonradan bana söylediğine göre bu sözlere ağlamış.

15 Mayıs 2006 Pazartesi

Karınca Kararınca A'dan Z'ye Yardımlarım

A'dan Z'de her şeyi bulabileceğiniz bir site.Burada kişisel bakımdan çocuk bakımına, yemek ve pasta tariflerinden fıkra, hikaye ve çocuk masalına, gezilere, günümüz popüler olaylarına kadar her şeyi bulabilirsiniz.Kendi kişisel sitemi yapmaya karar verdiğim zaman yardım almadan, bunları nasıl yapacağımı bilemiyordum. Ama şunu gördüm ki eğer bir şeyi istiyorsak , başarmak için adayız.Canım kadar sevdiğim yurdumda maalesef gelişmemiz adına katedilmesi gereken çok yolumuz var.

Her şeyin eğitimde olduğunu düşünüyorum. Eğitim evde başlar, okulda devam eder ve kişi yaşadıkça da bunları uygular.Gözlemlerime dayanarak söylüyorum Türk toplumu cahil. Annelerimiz, babalarımız artık uyanın, mücevher değerindeki yavrularımıza daha çok zaman ayırın, onlar için yapabileceklerinizi öğrenin.Bütün hepimiz yaşantımızın çeşitli dönemlerinde başkalarını şu veya bu şekilde eleştirmişizdir. Bu eleştirilerimiz lütfen başkalarına yönelik kalmasın. Çuvaldızı kendimize batıralım. İki lafın biri herkes bir şeyleri devletten bekliyor. Lütfen artık sivil toplum örgütlerimizi çoğaltalım, devletimizin yükünü hafifletelim. Bir elin nesi var iki elin sesi var örneğine gözümüzü kapatmayalım, kulagımızı tıkamayalım. Düşenin dostu olalım.El birliği ile neler yapabileceğimizi görelim.

Hayatımızın her döneminde israftan kaçınalım. Elimizdekinden en fazla nasıl yararlanabilirim diye düşünelim.Ben alış veriş poşetlerini biriktiriyorum. Bunlardan çöp poşeti olarak kullanıyorum. Ama tabiiki tüketimim eve girenden daha az olduğu için bayağı evin içinde birikiyor. Bunları da kapıcımızla konuştum. Onun kullanması için zaman zaman poşet içinde ona veriyorum. İnanın şurup şişelerimi bile boşalınca cam kumbarasına atarım diye biriktiriyorum.Bir zamanlar televizyonda izlemiştim. Bir ev hanımı aklınıza gelebilecek her türlü kullanılamaz diye düşündüğümüz eşyaları yeniden kullanılabilir duruma getirmiş ve o kadar şık şeyler oluşturmuştu ki.. İmrendim ve maharetini kıskandım.O günden sonra elime bir şey alıp çöp kovasının başına gittiğim zaman aklıma televizyondaki hanım geliyor ve , ben bunu acaba başka bir şekilde değerlendirebilir miyim diye düşünüyorum.

Ben küçükken annemin bana verdiği harçlıkları bir coca cola kutusunda biriktiriyor ve okul ihtiyaçlarımın karşılanmasında aileme veriyordum.Buradan şuraya gelmek istiyorum ağaç yaş iken eğilir. Uzmanlar insan hayatında 0-6 yaşın çok önemli olduğunu belirtiyorlar. İnsan ilerideki kişiliğinin çok büyük bir bölümünü bu yaşlarda öğrenip ileriki yıllara taşıyormuş.Medyamızda 0-6 yaş eğtimini destekleyen görüntüleri yeni yeni görmeye başlıyoruz. Geçenlerde bir futbol takımı 0-6 yaş eğitimini destekleyen bir pankartla maç sahasına çıktı. 0-6 yaş eğitimini çocuklarımıza nasıl verebiliriz. Bunun için illa çocuk yuvaları şart mıdır? Benim görüşüme göre şarttır. Ebeveynler ne kadar bilinçli olurlarsa olsunlar çocukların bir disiplin içinde , uygulamalı olarak bu eğitimi almaları görüşündeyim. Bunun için de çocuk yuvaları şart. Ama semtine göre de bunun fiyatları değişmekte. Özellikle çocuk sayısının çok fazla olduğu ailelerin oturduğu semtlerde bu aileler çocuklarını ekonomik yetersizlik nedeni ile buralara gönderememektedir. Bunun için devletin kendi açacağı çocuk yuvalarının çok cüzzi bir miktarla bu yavrularımızı kabul etmesi gerekmektedir.

Bundan 3 ay kadar önce bir arkadaşımla bereber Hakkari Yüksekovadaki bir ilkokula kırtasiye ve giyim yardımında bulunduk. Çocuklardan ve okul müdüründen gelen mektuplar çok sevindirici oldu. Durumu iyi olan arkadaşlara sesleniyorum. Lütfen siz veya bir kaçınız birleşerek çevrenizdekiler için neler yapacağınızı gözden geçirin ve elinizdekileri, imkanlarınızı onlarla paylaşın.

Aşağıda Doğanlı İlköğretim Okulu Müdürünün mektubunu yayınlıyorum. Yardımlarımızın ihtiyaç sahipleri için ne büyük bir değer ifade ettiğini sayın müdür çok güzel ifade etmiş.

Sayın Emine Hanım,

DOĞANLI İlköğretim Okulu öğretmen ve öğrencileri adına öncelikle yapmış olduğunuz yardımlardan dolayı teşekkür eder , saygılarımı sunarım.

Okulumuza göndermiş olduğunuz yardımları eksiksiz olarak öğrencilerimize dağıttım.Yaşamış olduğumuz bölgenin koşulları itibariyle çocuklarımızın gözlerinde parıldayan sevinci sanırım tarif etmeme hiç gerek yok.

Sayın Emine Hanım; işte yaptığınız yardımın güzelliği burada ortaya çıkıyor. Önemli olan çocuğun almış olduğu yardımın yanında o anki mutluluğu...

Ben size birazda okulumuzu ve bulunduğu çevreyi tanıtmak istiyorum.Okulumuz 2003 EYLÜL ayında açılmıştır.3 sınıflı okulumuzda 1,2,3,4,5. sınıflar okumakta , 5 öğretmen çalışmaktadır.Köyümüzde ki 6,7,8.sınıflar ise taşımalı olarak yakın bir okula gitmektedir. Okulumuzun bulunduğu yörede genel geçim kaynağı yalnızca doğu illerimizde mevcut olan geçici köy koruculuğudur. Ve bu işin aylık değeri sadece 300-325YTL civarıdır, bu insanlar bu para ile ortalama 10-15 kişilik bir aileyi geçindirmek zorundalar. Ne ilginçtir ki her halde sadece bu yöreye mahsustur ki bir velinin 1’den 8’e kadar her sınıfta öğrencisi var.Bunları göz önünde bulundurursak yaptığınız katkının büyüklüğü ayan beyan ortadadır.
Sizlere bütün eğitim camiası adına, ülkemiz adına bir kez daha teşekkür eder, saygı ve sevgilerimi sunarım.

Orhan YADİGAROĞLU

Tüm Okul Öğretmen ve Öğrencileri Adına

Sizler gibi düşünen, yardımsever, eğitim gönüllüsü arkadaşlarınız var ise okulumuzun adını vermenizi rica eder , saygılarımı sunarım.

5 Mayıs 2006 Cuma

Anneler Günü İle İlgili Düşüncelerim

Özel günlere alışamadığım için mi yoksa bu özel günlerin her günümüz için olmasını düşündüğümden midir nedir özel günler bende bir muhalefet duygusu uyandırmakta.
Anneler Günü, Babalar günü, sevgililer günü .....böyle devam edip gitmekte bu gün furyası.
Annelerimize, babalarımıza sadece bir gün mü ayırmalıyız? Onlar bizim için her gün önemli ve özel olmalı değil midirler? Bize emek verip, yetiştiren, hayatta oldukları sürece de halen koruyup, kollamaya devam eden ebeveynlerimize senenin bir gününü niçin ayırdık? Demek bu konuda bir zaafiyet varmış, bu benim düşüncem, şimdi bilenler Amerikalı bir kızın annesi ile ilgili davranışlarından dolayı anneler gününün dünyada gittikçe yayılmaya başladığını ve kabul gördüğünü söyleyeceklerdir. Amerikalı kız tam benim düşündüğümü yapmış ve anacağı için her günü anneler günü gibi yaşamış.
İşte benim istediğim, gönlümden geçenler de bunlar...
Ben de anneyim. Allahıma şükürler olsun ki bu duyguyu çok geç de olsa bana tattırdı. 36 yaşında annelik duygusu ile tanıştım. Çocuğumun olmadığı yıllarda anneler gününde buruk bir üzüntü duymadığımı söylesem yalan söylemiş olurum. Bu günler çocuk sahibi olmayan kadınlarımız için bir üzünç günüdür. Onlara eksikliklerini hatırlatma, çaresizliklerini hatırlatmaktadır. Kadınlarda Allah vergisi olan ANNELİK DUYGUSU doğuştan gelir. Çocuk sahibi olunca ortaya çıkmaz.Sadece çocuğu olduğunda bunu alenen gösterir, hepsi bu.
Bu özel günlerde yaşlılar yurdunda kalan annelerimizi, babalarımızı hatırlayalım. Bu gibi yerlerde yakınları olanlar onları ziyaret etmeli, gönüllerini almalıdırlar.
Annelik bambaşka bir dünya. Anne demek; sevgi demek, özveri demek, güven demek, fedakarlık demek, ...
Her zaman gönlümüzün en güzel yerinde annelerimize en geniş yer ayrılmalı, evlenip gittikten sonra veya başka nedenlerden dolayı ayrılındığında onları ihmal etmemeli, hal ve hatırlarını her daim sormalıyız, öyle değilmi?

Bütün annelerin, anne adaylarının, çocuğu olmasa dahi tüm kadınlarımızın tüm günleri anneler günü güzelliğinde olması dileğiyle....

Evimizin Püf Noktaları

Çileklerinizin üzerine purda şekeri serpeceğiniz zaman pudra şekerini büyük delikli bir tuzluğa koyun


Yemeğin yağı fazla kaçınca tencerenin içine bir buz parçası atın.Yağ tabakaları buzun çevresinde toplanır.Biriken yağları kaşık yardımıyla toplanıp alınır.

Uzun süre bekleyen sebzeleri kullanmadan 1 saat kadar önce limonlu suda bekletirseniz taze görünmesini sağlarsınız.

Cam ve aynalarınızı gazete kağıdı ile silerseniz pırıl pırıl olduğunu görürsünüz.

Çeşitli hamur işlerinde kullandığınız peynirleri her defasında ufalamak istemiyorsanız, ilk defasında fazla ufalayarak küçük torbalara koyup buzlukta bekletin.İhtiyacınız olduğunda kullanacağınız kadarını alırsınız.

Yemek yaptığınızda tencerenin dibi tuttu ve ne kadar uğraşsanız da istediğiniz gibi temizlenmiyorsa işte size pratik bir öneri; tencerenizi çamaşır sodası ile kaynatın.

Buzdolabınızı temizlerken beyaz sabun kullanın, dışını ise cam silicisi ile temizleyin. Detarjan buzdolabınızda koku yapabilir.

Mumların ömrünün uzaması ve örtülerinize damlamaması için buzlukta saklayın.

Ekmeğin taze kalmasını istiyorsanız bir poşet içinde buzdolabının uygun bir rafında muhafaza edin.

Gümüşlerinizi sigara külü ile ovarsanız pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz.

Gümüşleri yine temizlemek için de bir başka yol da haşlanmış kuru fasulye suyu veya karbonatlı sudur. Bir parça pamuğu bu suya batırıp gümüşü silerseniz üzerindeki tüm siyahlıkların arındığını görürsünüz.

Alış veriş yapmak için çevrenizdeki pazar ve marketlerin ucuzluk dönemlerini bekleyin.Alış verişlerinizi günlük değil haftalık yaparsanız önemli ölçüde tasarruf sağlamış olursunuz.

Kesik limonu daha sonra kullanabilmek istiyorsanız üzerine tuz dökün.Böylece kuruyup bozulmadan saklayabilirsiniz.Eğer bütün olarak saklamak istiyorsanız yine üzerine tuz dökün.Böylece yine bozulmadan bir kaç gün daha saklayabilir ve daha sonra ilk günkü tazeliğinde kullanabilirsiniz.

Alış verişe çıkarken paranızın tümünü değil sadece harcamayı düşündüğünüz kadarını yanınıza alın.Bu sizi aşırı israftan koruyacaktır.

Kullanacağınız temizlik malzemelerini, şeker, un, yağ gibi bazı temel gıdaları büyük paketlerde alın. Çünkü bu tip maddeler genelde büyük paketlerde daha ekonomik fiyatla satılır.

Biten sabunlardan daima küçük parçalar arta kalır. Bunları bir küçük çorap parçasının içinde biriktirip daha sonra kullanabilirsiniz.Veya yine biriktirerek birbirine ekleyerek kullanmanız mümkün olabilir.

Domates salçasının üstü çabuk küflenir ve bozulmasına yol açar. Bunu önlemek için her kullanıştan sonra üzerine biraz zeytinyağı koymayı ihmal etmeyin.

Plastik ve yağlı boyayla kaplı duvarlarınız kirlendiyse ve büyük bir masrafı önlemek istiyorsanız yıkayarak ta temizleyebilirsiniz.Bu işe duvarın üst kısmı yerine alt kısmından başlayın.Böylelikle akacak kirli suların siyah yol yapmasını önleyebilirsiniz.

Kalamar tava hazırlarken aynı tavada önce biber ve soğanları çok az zeytinyağı ile bir iki kez çevirin.Daha sonra malzemeyi kevgire alıp, kalamarları aynı yağda kızartın.Böylece kalamar tavanız daha lezzetli olacaktır.Kalamarları kızartırken de çevirmeye özen gösterin.Ve ateşin üzerinde uzun süre tutmayın.

28 Nisan 2006 Cuma

Dolma Çeşitleri

Pazı Dolması :

Malzemesi :
1 kg pazı
300 gr. az yağlı kıyma
3 baş soğan
1 çay bardağı pirinç
2 çorba kaşığı yağ
1/2 demet maydanoz
1-2 fiske kuru nane, karabiber, tuz

Yapılışı :
Pazıların sert saplarını kesin,yaprakları iyice yıkayın,soğuk suya tutarak diriltin.Pazı yapraklarını ortadaki sert damarın kenarından çizip keserek iki parçaya ayırın, üst üste koyun.Bir tencerede incecik kıydığınız soğanıbir çorba kaşığı yağ ile hafif ateşte sarartmadan öldürün.Soğan ılınınca içine yıkanarak 5 dakika ıslatılmış pirinç, kıyma,tuz, karabiber,ince kıyılmış maydanoz, bir iki fiske nane ve bir fincan su koyun, pirinçleri kırmadan yoğurun, dolma içini hazırlayın.
Hazırladığınız pazı yapraklarını tek tek alın, damarlar içte kalacak şekilde yayın,her pazı yaprağının içine yaprağın büyüklüğüne göre dolma içini koyun, lahana dolması gbi sarın.
Bir tencerenin dibine artan haşlanmış pazı yapraklarını yada saplarını yayın. Sardığınız dolmaları düzenle tencereye sıralayın,üzerine hafifçe tuz serpiştirin, bir çorba kaşığı yağ koyun, üzerini temiz bir porselen tabak ile kapatın,tabağın kenarından 1,5 bardak kaynar su koyun, hafif ateşte 20-30 dakika pişirin.

Kabak Dolması :
Malzemeleri :
1 kg ince dolmalık kabak
500 gr.ortayağlı, kol-kürek etinden koyun kıyması
1 büyük baş soğan
1 çay bardağı pirinç
1/2 demet dere otu
1 adet olgun domates
1 çorba kaşığı domates salçası
1 çorba kaşığı limon suyu
2 çorba kaşığı yağ
1-2 fiske nane( istenirse), tuz,karabiber

Yapılışı :
Kabakları yıkayıp, kabak oyacağının testere biçimli soyma kısmı ile kazıyın,yıkayıp, süzün ve kurulayın.Kabak oyacağını sağ elinizle çevirerek dikkatle kabakların içlerini oyun (içlerini bir kapta toplayarak ayrıca mücver yapabilir veya sebze çorbalarında değerlendirebilirsiniz)
Tencereye bir kaşık yağ ile kabuklarını soyarak rendelediğiniz domatesi koyun,bir iki taşım kaynadıktan sonra ateşten alın,içine çok ince doğranmış soğan, incecik kıyılmış dereotu, yıkanmış pirinç,sulandırılmış domates salçası, bir çorba kaşığı yağ,bir kaşık limon suyu,tuz ve karabiberi koyun,pirinçleri kırmadan yoğurun,yoğurma sırasında 1 kahve fincanı su koyun, iç hazırlayın.
Hazırladığınız içi oyulmuş kabaklara bastırmadan doldurun,doldurduğunuz kabakları, açık kısımları birbirini kapatarak, yatay şekilde tencereye dizin, üzerine tuz serpin.Kabakların üzerine ateşe dayanıklı, düz, porselen bir tabak kapatın, tencerenin kenarından iki bardak kaynar su koyun.2-3 dakika orta ısıda, daha sonra hafif ısıda yarım saat pişirin.

27 Nisan 2006 Perşembe

Değişik Kurabiye Çeşitleri

Portakallı Kurabiye
Malzemeler :
(8 Kişilik)
1 adet portakal suyu
1 portakal rendesi
250 gr. margarin
3,5 su bardağı un
1 su bardağı yoğurt
2 su bardağı toz şeker
1 yumurta
1 paket kabartma tozu

Yapılışı : Oda sıcaklığında erimiş margarini çukur kaba alın ve portakalın kabuğunu iri rendeleyerek margarin ve şekerle karıştırın.Karışımı krema haline getirin. Yoğurt, yumurta ve kabartma tozunu ilave edip karıştırın.Unu ekleyerek orta yumuşaklıkta bir hamur yoğurun ve portakal suyunu ilave ettikten sonra tekrar yoğurun.Hamurdan yarım limon büyüklüğünde parçalar kopararak yuvarlayın.Hamurları hafif yassıtıp yağlanmış tepsiye aralıklı dizin.Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 40 dakika pişirin.

Cevizli Kurabiye
Malzemeleri :
3,5 su bardağı elenmiş un
1 paket hamur kabartma tozu
1,5 su bardağı pudra şekeri
1/2 su bardağı yoğurt
250 gr.margarin
2 su bardağı ceviz
2 yemek kaşığı bal
3 yemek kaşığı süt

Yapılışı : 3,5 su bardağı elenmiş unu 1 paket hamur kabartma tozu ile karıştırın.1 su bardağı pudra şekeri, 1/2 su bardağı yoğurt, 250 gr.margarin ekleyip yoğurun.2 su bardağı cevizi 1/2 su bardağı pudra şekeri, 2 yemek kaşığı bal,3 yemek kaşığı süt ile karıştırın. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp unlanmış tezgahta merdane ile ince açın, üzerine iç malzemeler koyun, rulo yapın.Üzerlerine yumurta akı sürüp toz şeker serpin.180 C ısıtılmış fırında 20-25 dk.pişirin.
Kakaolu Kurabiye
Malzemeler :
1 paket yağ
1 su bardağı şeker
2 yumurta
1 paket kabartma tozu
Kakao-limon

Yapılışı :Hamur yoğurulur.İkiye ayrılır.Yarısına kakao konur.Her iki hamur aynı elde beze yapılır.Tepsiye dizilir,pişirilir.


Un Kurabiyesi

Malzemesi :
4 su bardağı un
1 paket tereyağ (250 gr.)margarin de olabilir tabii
3/4 su bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya
1/2 su bardağı üzerine serpmek için pudra şekeri

Yapılışı :Unu eleriz.Ortasını açıp, oda hararetindeki tereyağını koyup,karıştırırız.Krem haline gelince vanilya ve pudra şekerini eleyerek ilave ederiz.Bütün unu iyice karıştırarakhamur haline getiririz.Küçük yumurta büyüklüğünde parçalar alıp, avucumuzda 1 cm kalınlığında yassıltırız. hafif yağlanmış fırın tepsisine bir parmak aralıklarla dizeriz.Orta hararetli fırında yarım saat civarında pişiririz.Fırından çıktıktan sonra üzerine sıcakken pudra şeeri serperiz.Soğuk ikram ederiz.İsterseniz hamuruna çekilmiş ceviz, fındık veya badem de koyabilirsiniz.Çay saatleri için sizi utandırmayacak bir ikramdır.


Beyaz Kurabiye

Malzemeleri:
1 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 paket margarin
Aldığı kadar un ( 500-600 gr)

Yapılışı :Malzemelerin hepsini yoğurun.Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın.Üzerini parmakla bastırıp toz şeker serpebilirsiniz.Yada üzerine bir tane fıstık koyabilirsiniz.Önceden ısıtılmış fırında beyazlığını bozmadan tahmini 15 dakika pişirin.
Lor Kurabiyesi
Malzemeleri :
3 su bardağı un
250 gr.lor
75 gr.margarin
1 su bardağı pudra şekeri
1 pk.kabartma tozu
1 paket vanilin

Yapılışı :Oda sıcaklığında yumuşatılmış margarini, pudra şekeri ile iyice ezin.Üzerine lor, 1 yumurta akı, şekerli vanilin koyarak iyice karıştırın. Sonra kabartma tozu ve un ilavesi ile yumuşak bir hamur yapın.İstenen büyüklükte yuvarlak toplar haline getirip üzerlerine yumurta sarısı sürün.Önceden 175 C "ye ısıtılmış fırında 25-35 dakika pişirin.


Elmalı Kurabiye
Malzemeleri :
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı pudra şekeri
250 gr. margarin
1 paket kabartma tozu
1 paket şekerli vanilin, 2-3 rendelenmiş elma
3 çorba kaşığı toz şeker,1 tatlı kaşığı tarçın
1/2 kg un
Yapılışı: Unun ortası açılıp, yoğurt,margarin,pudra şekeri,kabartma tozu,şekerli vanilin konarak hamur yapılır.Merdane ile açılarak üçgen şekillerde kesilir.Ortalarına önceden tarçın ve 3 kaşık toz şekerle pişirilmiş elma konarak şekil verilir. Orta sıcaklıktaki fırında (150 C)pişirilir.

Mahlepli Kurabiye

Yapılışı : 1/2 çay bardağı sirke,3 yemek kaşığı yoğurt,250 gr.margarin, 1 çay kaşığı tuz,ikişer tatlı kaşığı mahlep ve toz şekeri karıştırın. Üzerine 3,5 su bardağı elenmiş un, 1 paket hamur kabartma tozu ekleyip yoğurun.0,5 cm kalınlığında açın ve değişik şekillerdeki kalıplarla kesin.Yağlanmış tepsiye dizip yumurta sarısı sürün.180 C"ye ısıtılmış fırında 15-20 dk.pişirin.

Kek Çeşitleri

Portakallı Kek

Malzemesi :
3 yumurta
3 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1,5 çay bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 paket kabartma tozu
1 dilim portakal kabuğu

Yapılışı :
Yumurtaları, yağı, şekeri derin bir kaba koyup çırpın.
Unu ve sütü ilave ederek çırpmaya devam edin. Hamurunuz akışkan bir kıvam almalı. Keki yağlı sevenler biraz daha yağ miktarını arttırsınlar.

Bir dilim portakal kabuğunu incecik doğrayıp hamura katın. Kabartma tozunu da ilave ederek iyice karıştırın.Yağlanmış kek kalıbınıza hamuru döküp 200 derecede ısıtılmış fırında 45 dakika pişirin. Afiyet olsun.

Cevizli Kek

Malzemeleri :
3 su bardağı un
1 su bardağı toz şeker
1,5 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı dövülmüş ceviz içi
1 çay bardağı süt
1 paket kabartma tozu
3 adet yumurta

Yapılışı :
Yumurta ve sıvı yağ derince bir kapta birlikte çırpılır. Şeker ilave edilir ve şeker eriyinceye kadar çırpıldıktan sonra un,süt ve ceviz içi eklenerek hamur karışımı akışkan bir hale gelinceye kadar çırpılır ve fırına vereceğimize yakın kabartma tozu ilave edilip yağlanmış kek kalıbına boşaltılır. Fırın 180 veya 200 derecede önceden ısıtılmış olmalıdır.Fırında 40-45 dakika arası pişirilir.


Ballı Kek

Malzemeleri :
1/2 su bardağı toz şeker
1/2 su bardağı bal
4 yemek kaşağı su
80 gr.beyaz çikolata
2 adet yumurta
1 su bardağı ceviz
2 su bardağı elenmiş un
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tarçın

Yapılışı :
Toz şeker, bal ve suyu kısık ateşte eriyinceye kadar karıştırarak pişirin.Ocaktan alıp ufalanmış çikolata, dövülmüş cevizi ekleyin.Çikolata eriyinceye kadar karıştırıp soğumaya bırakın.Çırpma kabında 2 adet yumurtayı mikser ile 2 dakika çırpıp, ballı karışım, elenmiş un, hamur kabartma tozu,tarçını ekleyerek 1 dk.daha çırpın.23x28 boyutlarındaki yağlanmış kek kalıbına döküp 180 derece ısıtılmış fırında 25-30 dk. pişirin.

Selin Yine Ateşleniyor

Dün eve gittiğimde Selincik hiç iyi görünmüyordu. Yavrumun yüzü iyice solmuş, yüksek ateşin etkisi ile dudakları çatlamaya başlamıştı. Arabaya binince çok susadığını söyledi. Eve gidince ilk işim suyunu vermek oldu. Çok acıktım diye sızlanmaya başladı. Yemekleri ısıtıp götürdüm ama yükselmeye başlayan ateşin etkisi ile pek yiyemedi. Ben yedirmek isteyince de çorbasını ve pazı yemeğini yemeyeceğini parmağı ile göstererek söyledikten sonra sadece bulgur pilavı ile yoğurdunu yedi.

Ateşi 38,5 C kadar yükselince pediatrik tylol hot poşetinin yarıdan fazlasını hazırlayıp içirdim. Kanapede yatmaya devam ediyor iken uyuyakaldı. Uykusu esnasında terledi. Alnını sildim. Ateşi düştü. Rengi kireç gibi görünüyordu. Durumuna canım sıkıldı.

Bir saat kadar uyuduktan sonra uyandı ve ben terli atlet ve diğer kıyafetlerini değiştirdim. Pişirdiğim şehriye çorbasından biraz götürdüm. Ben yedirince hepsini bitirdi. Ama başını tutamıyor. Kafasını koltuğun kenarına dayayıp ara ara uyansa da uyumasına devam etti.
Alnına baktım yine yükseliyor ateşi.Çocuğumu halsiz bıraktığı için ateş düşürücü veriyorum ama oda etkili değil bu pis ateşe, terledikten hemen sonra tekrar vücut ısısı artmaya başlıyor. Gece yatırırken ateş düşürü verdim. Gece yükselmesin diye. Saat 04.00 de ateşi 38C idi. Tekrar ateş düşürücü vererek soğuk uygulama yaptım.

40 dakika kadar sonra yavaş yavaş terlemeye başladı. Göğsüne ve sırtına terleyince çıkarmak üzere birer havlu koydum. Ve ben kızımın rahatlamaya başladığını hissettikten sonra uyumuşum.

Sabah eşim beni uyandırırken saatin 07.45 olduğunu ve çoktan kalkmadığım içinde sinirli bir tonla kalkmamı istedi. Uyanamadım ki kalkayım. Biraz geç kaldım işe de. Hem Beşiktaş trafiği hem de polislerin 1. Levent'te minibüse ceza yazmak için bekletmeleri beni iyice geç bıraktı.
Bu gün hava bayağı yağışlı. Selin evde. Babamız bakmaya çalışıyor. Ben de telefon ile uzaktan kumandalık yapıyorum. Bu günlük bukadar.

21 Nisan 2006 Cuma

Ünlü Türk Yazarlarımız ve İndirimli Kitapları

Bu gün yine Kabalcı Kitabevi'ne gittim. İki haftadır indirimli kitaplardan alıyorum. Beşiktaş"ta oturuyorsanız ve okumayı seviyorsanız veya çocuklarınız var ise siz de bu indirimlerden yararlanabilirsiniz.

Ömer Seyfettin"i çok severim. İlkokul yıllarında ne güzel öykülerini okumuştum. Geçen gün Kitapçının birinde indirimli kitaplar reyonunda Ömer Seyfettin adına rast gelince üzüldüm. Değerli bir yazarımız satamamış ta indirimle mi satıyor? Hemen bir kitabını aldım. Bu gün de gittim ikinci bir kitabını aldım. Kaça biliyor musunuz? 50 Ykr.a.

Yazarın Öyküleri :

İlk Düşen Ak

Yüksek Ökçeler

Bomba

Gizli Mabet

Asılzadeler

Bahar ve Kelebekler

Beyaz Lale

Mahçupluk İmtihanı

Hayatı :

1884 yılında Gönen"de doğdu. Ortaöğrenimini Edirne Askeri İdadisinde yaptı. Mektebi Harbiye"ye girdi.(1900) Burayı bitirince İzmir"e atandı.(1903)

Meşrutiyet"te Makedonya"da görev aldı.(1908-1910)

1911 yılında askerlikten ayrıldı ise de Balkan Savaşında yeniden göreve çağrıldı.Bu savaşta esir düştü.11 ay sonra serbest kalınca tekrar askerlikten ayrıldı.Kabataş Sultanisine edebiyat öğretmeni oldu.6 Mart 1920 de şeker hastalığından öldü.

Refik Halid Karay
Aşağıda kısaca özgeçmişini yazdığım yazarımızın Memleket Hikayeleri isimli kitabını bilmeyen yoktur aramızda. Lakin bu kitabı kadar duyulmamış aynı güzellikte olan diğer kitaplarından iki tanesini " BU BİZİM HAYATIMIZ" "SONUNCU KADEH"i Beşiktaş"taki Kabalcı Kitabevi"nin " İndirimli Kitaplar" reyonundan 50Ykr. ve 1.00 YTL"ye alabilirsiniz.
Hayatı :
1888 yılında Beylerbeyi"nde doğan Refik Halid 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu"dan İstanbul"a göçen Karakayış ailesindendir."Galatasaray Sultanısi" ve " Mekteb-i Hukuk"da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır.Kısa sürede üne kavuşmuş, "Fecri Ati" edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur."Kirpi" adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu"nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşı"nın son yılı İstanbul"a dönebilmiştir.Dönüşünde Rebert Kolej"de öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, iki kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış " Aydede" mizah dergisini de çıkarmıştır.

Bazı siyasi yazıları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb"e yerleşerek "Vahdet " gazetesini çıkarmış, Hatay"ın Türkiye"ye bağlanması yönünde çalışmaları ile katkıları olmuştur.

1938"de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.

18.07.1965 tarihinde İstanbul"da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı"nın temel taşlarından biri olmuştur.

Halid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya Uşaklıgil"in Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu"sunu duymayanımız var mı? Kırık Hayatlar ve Kadın Pençesi"ni de. İşte bu değerli yazarımızın da kitabı indirimli kitaplar reyonunda. Hemde 50 Ykr.
Kitap meraklılarına sesleniyorum her yerde arayıp da bulamayacağınız kitapları bulmak istiyorsanız Kabalcı Kitabevi tam size göre.
Oğlunun intiharını anlattığı " Bir Acı Hikaye" isimli kitabını 50 Ykr. aldım.

Hayatı : Servet-i Fünun romancılarından.İstanbul"da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi"ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı. 1884"te "Nevruz" gazetesini, daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi"nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk Edebiyatı dersi okuttu.Reji müdürlüğü Başkatibi oldu. Servet"i Fünun dergisine girdi. En büyük romanları burada yayınlandı.Darülfünun"da batı edebiyatı dersleri verdi.Mabeyin Başkatibi, Ayan Üyesi oldu. Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı,çiçekleri severdi. Fransızca İngilizce,Almanca,İtalyanca,Arapça ve Farsça bilirdi.Roman, hikaye,tiyatro,mensur şiir, hatıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler. Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150"den çok hikayesi vardır.Modern Türk hikaye ve romanının babası sayılır. Çevirileri de vardır.

Eserlerinden Bazıları :

Aşka Dair

İhtiyar Dost
Hepsinden Acı

Nemide

Saray ve Ötesi
Solgun Demet

İzmir Hikayeleri
Aşk-ı Memnu

Bir Ölünün defteri
Bir Şiir"i Hayal

20 Nisan 2006 Perşembe

İnsani Yardım Vakfı

KURULUŞ AMACI
Bosna savaşıyla beraber hızlı bir şekilde çalışmalara başlayan ve bu çalışmalarını Çeçenistan savaşında da sürdüren gönüllüler 1995 yılında bir araya gelerek İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı'nı kurarlar. Temel amaç bellidir

Nerede olursa olsun sıkıntıya düşmüş, felakete uğramış, savaş, tabi afet vb. sebeplerle mağdur olmuş, yaralanmış, sakatlanmış, aç ya da açıkta kalmış, zulme uğramış tüm insanlara gerekli insani yardımı ulaştırmak ve bu insanların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmemesi için gerekli tüm girişimleri yapmak vakfın temel amacıdır.

MİSYONU
İHH, kimsenin gidemediği mazlum ve mahrum coğrafyalara gitmek, ulaşılmaz denilen yerlere ulaşmak, adı-sanı unutulmuşlara bir selamın, bir umudun adı olmak için var.

İHH,Her türlü insanlık suçlarının işlendiği savaş bölgelerinde muhacir olmuş yaşlı, kadın, çocuk, hasta ve yaralının hayata ümitle bakışını kaybetmemesi için, onların ekmeği, çadırı, ilacı olmak için var.

İHH,tarihi bir misyon üstlenerek değişen dünyada değişmeyen değerlerin yaşatılmasını sağlamak için var.

ÇALIŞMA ALANLARI
ACİL YARDIM

- Temel gıda ve temel ihtiyaç maddeleri yardımı

- Barınma yardımı

- Hijyenik ve temizlik maddeleri yardımı

- Teknik malzeme yardımı

SOSYAL YARDIM

- Kimsesizlere yapılan yardımlar

- Kurban yardımı

- Fakir aile ve mültecilere ayni yardımlar

SAĞLIK

- Yaralıların tedavisi

- İlaç ve tıbbi malzeme yardımı

- Sağlık çadırları kurulması

- Mobil hastane oluşturulması

- Sağlık taramaları

EĞİTİM

- Kırtasiye yardımı

- Öğrenci barındırma

- Burs verme

- Eğitim programları uygulaması

- Kitap Basımı ve Dağıtımı

İNSAN HAKLARI

- İzleme Komiteleri oluşturulması ve gözlem

- Rapor yayını

- Çözüm önerileri

VAKFIN AMACINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPACAĞI TASARRUFLAR VE VAKFIN MALVARLIĞININ SEVK VE İDARESİ

Madde 6: Vakfın senelik gelirlerinden idare, teftiş, muhafaza ve murakabe masrafları çıktıktan sonra gelirinin % 80'i 903 s. lı Kanunun 4. Maddesinde zikredilen umumi, hususi ve katma bütçeli kuruluşların bütçeleri içerisinde yer alan hizmetlere bu vakıf senedindeki esaslara göre sarf ve idare edilir. Bu sebeple vakıf;

a- Amaçlarından birini veya tamamını gerçekleştirmek için faydalı ve gerekli gördüğü bütün teşebbüs, tasarruf ve işlemleri icra eder. Vakıf mütevelli heyeti veya onun atayacağı yönetim kurulu kararı ile yurt içinde veya dışında gerekli yerlere şube veya temsilcilikler açar, faaliyet alanına giren kurumları kurar, aynı alanda yurt içinde veya dışında faaliyet gösteren diğer kuruluşlarla işbirliği yapar, yardım eder, yardım alır.

b- Gayrimenkul alabilir, satabilir, kiraya verebilir, kiralayabilir, ayni veya şahsi haklar tesis edebilir, takas edebilir, iştirakler kurar, sona erdirir, kurulu bulunanlara ortak olabilir, ortaklıktan ayrılabilir, gerektiğinde izale-i şuyu davası açabilir.

c- Her türlü kültürel ve sosyal organizasyonları yapar, yarışmalar, paneller, müzayedeler, çekilişler, konserler organize eder. Malvarlığını arttırmak amacıyla her türlü ticari zirai ve sınai işlemler yapar.

d- Her türlü ihaleye girer, pey sürer, menkul veya gayrimenkul teminatı gösterir. Taahhüt altına girer.

e- Malvarlığına ilişkin bütün temliki muameleleri yapar.

Afrika yardım bekliyor!
İnsanların bir bardak su için kilometrelerce yürüdüğü, bir pirinç tanesine onlarca elin uzandığı Afrika’da yaşanan bu drama kayıtsız ...

Somali: Susuzluğa yağmur olalım
Susuzluk ve açlık nedeniyle ölümlerin başladığı Somali’de su bulamayan insanlar idrarlarını içerek hayatta kalmaya çalışıyorlar.
İHH İnsani Yardım Vakfı Battal kasabasındaki en yoksul 15 aileyi tespit etti ve bu 15 aileyi ev sahibi yapmak için kolları sıvadı.

BAĞIŞ
İnsani Yardım Vakfı"nın bağış için hesap numaraları aşağıdadır. Duyarlı insanlarımızdan büyük küçük demeden katkılarıyla büyüyecek hesaplar için yardımlarımızı beklemekte..

1. Bizzat elden:
Eğer İstanbul’da ikamet ediyorsanız, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Fatih ilçesinde bulunan merkezine gelerek elden makbuz karşılığında bağışlarınızı teslim edebilirsiniz.
2. Posta çeki ile:
Bulunduğunuz yere en yakın Postaneden İHH İnsani Yardım Vakfı'nın 1605451 nolu posta çeki hesabına yatırabilirsiniz. Bunu yaparken dekontun açıklama kısmına bağış türünü yazdırmayı unutmayın.

3. Banka havalesi veya EFT ile:
İHH İnsani Yardım Vakfı’nın banka hesap numaralarına havale ya da EFT yapabilirsiniz. Bankadan havale gönderirken ya da hesabınızdan EFT yaparken açıklama kısmına bağış türünü belirtmeyi unutmayın.
Tüm bağışlar için
a) Ziraat Bankası (Fatih Şubesi–İstanbul)
Şube kodu: 488
YTL: 2124994-5007

USD: 2124994-5008

EURO: 2124994-5012

b) Vakıfbank (Valide Sultan Şubesi-İstanbul)
Şube kodu: 345

YTL: 2014008

USD: 4014006

EURO: 4014007
Afrika Yardım Kampanyası bağışlarınız için
a) Ziraat Bankası (Fatih Şubesi-İstanbul)
Şube Kodu: 488

YTL: 53 53 53 53 - 5007
USD: 53 53 53 53 – 5008
EURO:53 53 53 53 – 5010

Çörek,Börek,Pilav ve Çorba Çeşitleri

Haşhaşlı Çörek Malzemeleri :

3,5 su bardağı un

50 gr.margarin

1 paket Dr. Oetker kuru maya ( 40 gr.)

1,5 çay bardağı ılık süt

1/2 çay bardağı toz şeker

1 çay bardağı dövülmüş haşhaş ( Ceviz de kullanılabilir)

1/2 çay bardağı tahin

2 yumurta; bir yumurtanın sarısı üstüne sürmek için ayrılır.
Tuz

Yapılışı :Malzemeler karıştırılıp birlikte yoğurulur.Çok sert olmayan bir hamur meydana gelmelidir. Eğer un yedirilememişse biraz süt veya tahin ilave edilmelidir.Elde edilen hamurun kabarması beklenir.Hamur 9-10 parçaya bölünür.El ile yuvarlanıp yağlanmış tepsiye dizilir.Tepside 1/2 saat dinlendirilir. 170 C ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirilir.


Peynirli Tepsi Böreği Malzemeleri :

 yufka

3 yumurta

1/2 litre süt

1 çay bardağından biraz fazla ayçiçek yağı

1 demet maydanoz

200 gram kadar beyaz az yağlı peynir

Yapılışı :

3 yumurta, yağ ile derin bir kapta çırpılır. Süt ilave edilerek tekrar çırpılır. Maydanozlar ayıklanıp yıkanır, yaprak kısımları ince doğranır.Fırın tepsisinin dibi çok az bir yağ ile yağlanır. İlk yufka tepsinin kenarlarından taşacak şekilde olduğu gibi tepsiye yayılır.Sütlü karışımdan yufkanın bütün yüzeyine gelecek şekilde dökülür kaşığın tersi ile yufkaya yedirilir. Dışarı sarkan yufka parçaları tepsinin içine toplanarak onlarında üzerine sütlü karışım dökülür. İkinci yufka parçalara bölünerek düzgün bir şekilde tepsiye serilir. Her serilmeden sonra karışımdan bolca dökülür. İkinci yufka serilip bittikten sonra küçük parçalara ufalanmış olan peynir yufkanın yüzeyine her tarafa eşit dağılacak şekilde serpilir. Sütlü karışımdan dökülür.Maydanozlar konur.Her tarafa güzelce dağıtılır.Üzerine üçüncü yufka parçalara ayrılıp konur. Her parçanın üzerine karışım dökülür. Dördüncü yufka bittikten sonra börek dilimlere bölünür. Kalan karışımın hepsi böreğe dökülür. Eğer arzu edilirse susam veya çörek otu ile süslenir. 10-15 dakika dinlendirdikten sonra 200 derecede ısıtılmış fırında 45 dakika pişirilir. Afiyet olsun.


Yeşil Mercimekli Bulgur Pilavı

Malzemeleri :

2 su bardağı pilavlık bulgur

1 çay bardağı yeşil mercimek

5 Su bardağı su

1 baş soğan

1 orta boy patates

2 yemek kaşığı zeytinyağı

1/2 yemek kaşığı tereyağı

2 yemek kaşığı domates salçası

İsteğe göre tuz

Yapılışı:

Sıvı yağ ile soğanlar ölünceye kadar kavrulur. Tereyağı ve salça ilave edilip salça da bir dakika kadar kavrulur.5 Su bardağı su tencereye koyularak yeşil mercimekler ilave edilir ve kaynamaya bırakılır. Su kaynamaya başladıktan bir kaç dakika sonra bulgurlar yıkanıp koyulur. Küp küp doğranmış patatesler ilave edilir.Tuzu kararınca koyulur. Orta ateşte 3-4 dakika kadar pişirildikten sonra altı kısılır, kapağı kapalı olarak bulgurlar suyunu çekinceye kadar pişirilir. Afiyet olsun.


Buhara Pilavı ( Özbek Pilavı )

Malzemeleri :

2 su bardağı pirinç8sarı çeltik cinsi)

2 orta boy soğan

3 yemek kaşığı tereyağı

500 gr havuç

1 avuç kuş üzümü

1 avuç iri sarı kuru üzüm

4 su bardağı tavuk veya et suyu

Tuz, karabiber

Yapılışı :

Pirinç tuzlu sıcak suda bekletilir.,yıkanıp suyu süzülür.Yayvan bir tencerede yağ eritip,ince doğranmış soğan sarartılır.Önceden kazınıp rendenin iri gözünden rendelenerek ( veya bıçakla kibrit çöpü inceliğinde doğranarak) hazırlanmış havuç ilave edilir.Yıkanıp suyu süzülmüş üzümler eklenir.Pilav kısık ateşte pişirilir.Demlendikten sonra eğer sofraya süslü bir şekilde getirilmek istenirse, tencereden kenarları süslü bir tabağa aktarılır, hafifçe bastırılıp, servis tabağına ters çevrilir. Afiyet olsun.


Meyhane Pilavı

Malzemeleri :
3 su bardağı bulgur

200gr.kuşbaşı koyun eti

3 yemek kaşığı margarin

5 su bardağı et suyu ( veya su)

2 soğan

3 domates

1 yeşil biber

Tuz, karabiber

Yapılışı :

Bir kapta 1,5 kaşık margarini eritin ve kuşbaşı eti kızdırılmış yağda kavurun,rengi iyice döndükten sonra ateşten indirin.Bu arada derin bir tencerede kalan yağı kızdırın, kabuğu soyulmuş, küp şeklinde doğranmış soğanı kavurun ve soyulmuş, ufak ufak doğranmış domatesle, yine ince ince kıyılmış biberi katıp hepsini birlikte bir kaç dakika kavurun.Ayıklanmış,yıkanmış bulguru içine atın, bulgur yağı iyice çekinceye kadar, malzemeyi kavurmaya devam edin.Et suyunu ve kavrulmuş eti de katıp tuz, karabiber ilave ettikten sonra tahta kaşıkla şöyle bir kez karıştırıp, ağır ateşte pişmeye bırakın. Bulgurların üzeri göz göz olunca, tencereyi ateşten indirin.Üzerini temiz bir bez örtün, kapağını da kapatarak demlendirin.


Kremalı Sebze Çorbası

Malzemeleri :

1 orta boy patates

1 büyük baş soğan

Yarım demet maydanoz

Yarım demet dereotu
2 orta boy havuç

1/2 çay bardağı pirinç

2 yemek kaşığı dolu dolu yulaf ezmesi

1,5 yemek kaşığı zeytinyağı

1,5 su bardağı süt

4 su bardağı su

Kararınca tuz

Yapılışı :

Tencereye suyu, doğranmış patates,havuç,soğan, maydanoz ve dere otunu, sıvı yağı koyup ocağa koyun.Kaynamaya başladıktan sonra pirinçleri yıkayıp ilave edin. Tuzunu isteğinize göre ayarlayın.Havuçlar pişince sütü ve yulaf ezmesini koyun. Yulaf ezmesi çorbayı koyulaştıracaktır. 3-4 dakika kaynadıktan sonra blenderdan geçirin. Eğer çorbanız sizin için çok koyu oldu isi süt ile çorbanızı sulandırabilirsiniz. Afiyet olsun.


Kereviz Çorbası
Malzemeleri :
3 adet orta boy kereviz
4 bardak et veya tavuk suyu
2 yemek kaşığı yağ
2 yemek kaşığı un
Tuz
Dereotu,maydanoz,limon suyu

Yapılışı :

Kerevizler rendelenir.Un yağda kavrulur,rendelenmiş kerevizlerin üzerine 4 bardak et veya tavuk suyu konur.Kavrulmuş un ilave edilir pişmesine yakın üzerine dereotu veya maydanoz koyulup,limon suyu ilave edilir.

Ispanak Çorbası:
Malzemeleri :

1 kilo ıspanak

1 kuru soğan

1 bardak süt
1 kahve fincanı un
2 litre et veya tavuk suyu
Tuz, karabiber

Yapılışı :

Az suda ıspanaklar hafif haşlanır ve süzülür. İnce ince kıyılır.Tencerede kuru soğan kavrulur.Un katılır,kavrulur. Ispanaklar katılır.Tuz karabiber ilave edilir. Süt ve ıspanak suyu et suyu katılır ve kaynatılır.

İrmik Çorbası :

Malzemeleri :

100 gram ince irmik

6 su bardağı et suyu

2 fincan süt

3 yumurta
biraz tuz

Yapılışı :

Et suyunu biraz tuzla tencereye koyup, ocağa koyun. Kaynamaya başlayınca karıştırarak irmiği ilave edin. Çorbayı böylece yavaş yavaş 15 dakika kadar kaynatın.Bu arada da başka bir kapta yumurta sarıların, çatalla iyice çırpın ve sütü ilave edin.Bu sütlü yumurta sarısı karışımını karıştıra karıştıra kaynayan çorbaya katın. Çorbayı sıcak olarak servis yapın.

Sebze Çorbası :

Malzemeleri :

( 4 Kişilik)
1/2 su bardağı pirinç
1 tavuk göğsü
2 havuç
1 patates
1 yumurta
1 limon suyu
1 çorba kaşığı un
2 dal brokoli yaprağı
1/2 demet maydanoz
Tuz,kırmızı biber
Zeytinyağı

Yapılışı :

Tavuk göğsünü bir tencerede haşlayın.Kaynayan suya rendelenmiş havuç,patates,pirinç ve tuzu ilave edin.Terbiyesini yapmak üzere yumurta,un ve limon suyunu iyice karıştırın ve kaynayan çorbaya ekleyin.Tavuk göğsünü küçük parçalara ayırıp çorbaya ilave edin. Üzerini brokoli ve maydanozlarla süsleyip, servis yapın.

Bezelye Çorbası :
Malzemeleri :
1 bardak kuru bezelye yada 1/2 kg. taze bezelye

1 baş soğan
1 adet patates
2 lt. et suyu
2 kaşık yağ
Dereotu, tuz, kırmızı biber

Yapılışı :

Bezelye akşamdan ıslatılır, taze bezelyeyi ıslatmaya gerek yoktur.Bir tencereye 1 kaşık yağ konur, ayıklanarak yıkanıp doğranan patates ve soğan ocakta 5 dakika karıştırılarak yumuşatılır.Et suyu eklenir, tuz atılır, ıslanan bezelye süzülür (yada ayıklanmış taze bezelye) tencereye koyulup iyice yumuşayıncaya kadar pişirilir.Bezelyeler ezilerek ince delikli süzgeçten başka bir tencereye geçirilir. 1 ya da 2 taşım daha kaynatılır.

Garnitürü : Çorba üzerine ince kıyılmış dere otu serpiştirilir. Bir kaşık kızdırılmış yağ, kırmızı biber katılarak dağıtım kasesine alınan çorba üzerine gezdirilir. Sıcak servis yapılır.

7 Nisan 2006 Cuma

Karadeniz ve Yaylaları

 Karadeniz kıyı boyunca yumuşak bir iklime sahipken iç kısımlara gidildikçe karasal iklim özelliklerini taşır. Yüksek dağları, kimi yerde çok güzel ovaları, şakacı, güleryüzlü, yardımsever, her halde havasından olacak çabucak sinirlenen insanları vardır. Bir yere gittiğiniz zaman hiç yabancılık çekmeden birisi evinde gibi çevresindekilerle konuşuyor ve hatta şaka bile yapıyorsa çoğu zaman bunlar Karadenizlidir.

Halen yaylalardan bahsetmediğimi biliyorum. Samsun"un Bafra ve Çarşamba ovalarından Kızılırmak deltasından bahsedip bir hatırlatma yapmak istedim. Samsun"da önce Bafra Ovası verir sebzeyi, pahalı olur bu mevsimde sebze. Satıcısı da alıcısı da Çarşamba Ovasının mahsül vermesini beklemektedir.Ve nihayet beklenen olur, Çarşamba Ovası doldurur tezgahları. Bolluk beraberinde ucuzluğu da getirir. Çok güzel kış kabakları, beyaz lahanası vardır Samsun"un.Bahçeli evlerinde kara üzümler olur, ev sahibi üzümü toplar, komşularına dağıtırdı benim çocukluğumda. Şimdi bu evler kaldı mı, yoksa yerlerine birer apartman mı dikildi bilemiyorum. Samsun fuarı, Atatürk Anıtı. Atatürk Müzesi, Eski Camii"si aklımda kalan küçük birer anı.Annem elimden tutup Atatürk"ün Samsun"da kaldığı evi görmeye götürmüştü beni.Ağustos ayında Samsun Fuarı açıldığında mahalleli muhakkak fuarı gezmeye giderdi. Kapanmadan bütün mahalleli gidip görürdü. Çok çeşitli eğlence imkanı sunan fuarda herkes kesesine göre kendine uyan bir eğlence bulurdu. Çocukların eğlence anlayış da tabii ki luna park, balon vs.

Sevgili ziyaretçiler ben size adını çok çok duyduğunuz ama belkide hiç görmediğiniz Karadeniz yaylalarından biraz bahsedeceğim. Okullar tatil olduğu zaman Gümüşhaneli aileler  arabaya atladığı gibi soluğu memleketlerinde alırlar. Köyde üç beş gün hasret giderildikten sonra ana baba ocağı yayla evlerine gidilirdi.
Yayla evleri taşlardan yapılmış iki katlı küçük evlerdir. Alt katlarında sığırları barınır. Üstte ise kendileri. Oda bulunmaz yayla evlerinde. Ocak ve ocağın etrafında  dört beş adet sekmen denilen küçük tabureden daha alçak tahtadan yapılmış oturaklar bulunur. Burası evin hem mutfağı hem oturma odası vazifesini görürü.
Yatak odası olarak bu büyük tek göz yerin duvar dibine yataklar serileri ve burası kullanılır. Banyo vs. bir leğen içinde burada yapılır. Tuvaletler dışarıya yapılmıştır.
Çok yüksek dağların üzerinde kurulduğu için yaylalarda sis çok olur. Bu sisle beraber yumuşak olan bu dağ toprağında hemen mantarlar biter ve çocuklar mntar toplamaya çıkarlar. Bulunan mantarların göbeğine biraz tuz konup ocaktaki közde pişir5ilir ve afiyetle yenir.
Genç kız ve genş erkekler koyun ve sığır sürülerini sabahleyin otlatmak için obanın ilerisine sürmeye gittiklerinde burada birbirlerini beğenir ve aşık olurlar. Aniden gelen sisin içinde görünmez olduklarında ilk öpüşlerini yaparlardı. Benim çocukluğumun yayla hatıraları bunlardan ibaret değil ama bu kadarını yazıyorum şimdilik. 











Kuşburnu Yağı

Kuşburnu yağı cilt koruyucu,yaşlanmayı geciktirici, kırışıkları önleyici( özellikle göz ve ağız çevresi) sert hava iklimlerinden koruyucu ve hücre yenileyici olarak kullanılmakta, kuşburnu yağının bu yararları içeriğinde bulunan doymamış yağ asitleri olan linoneik ( Omega 6), linoneik (Omega3) ve retinol( Vitamin A)"dan kaynaklanmakta olduğu, Piyasalarda ROSA CANİNA adı ile yer alan ürünlerde hiç bir katkı maddesi kullanılmayıp, %100 kuşburnu yağından üretilmişler. Bu ürünü ülkemizde ANP Tarım Sanayi ve Tic.Ltd.Şti. çıkarmakta olup irtibat telefonları aşağıda yer almıştır. Tel: +90 212 281 99 77

6 Nisan 2006 Perşembe

Fıkra Gibi Bir Anımdan

Bir diğer doğum anım ise Gelibolu"da çalıştığım yıllarda yaşadığım bir olayla ilgilidir. Daha o zamanlar Gelibolu"da Devlet Hastahanesi yoktu. Sahilde metruk eski bir binada Sağlık Merkezi bulunmakta idi. Bir gece nöbetimde buraya bir gebe getirdiler.Kadının kaçıncı gebeliği olduğunu şu an hatırlayamıyorum. Yalnız köyde doğum yaptırmak istenmiş, ara ebesi tarafından çok uğraşılmış ve kadının dış genital organlarında uğraşmaya bağlı zedelenme ve ödem oluşmuş. En ufak bir basıda kanayacak gibi durmaktalar. Ben hastayı muayene masasına alıp durumu görünce neye uğradığımı şaşırdım ve doğumunu benim yaptıramayacağımı söyledim.Her an bir kanama,yırtılma olabilir diye korkmaktayım. Kadın doğum doktoru olarak ilçede sadece Askeri hastahanede asteğmen olarak askerliğini yapmakta olan doktor var. Askeri hastahaneye gidebileceklerini söyledim. Hastalarını alıp gittiler.Aradan biraz zaman geçtikten sonra telefonumuz çaldı. Asteğmen kadın doğum doktoru nöbetçi ebe ile görüşmek istediğini söyleyince hizmetli telefonu bana verdi. Bunca uzun bir aradan sonra tam olarak diyaloğumuzu hatırlayamıyorum ama genel olarak şöyle bir konuşma geçti aramızda :

- İyi geceler Ebe Hanım

-İyi geceler Doktor Bey

-_ Şimdi burada ...adlı hasta var.

-Evet doktor bey

-Siz bakmışsınız ona, durumu ne kadar kötü öyle, sizin yaptığnızı söylüyorlar, deyince bu iftira karşısında ne yabilirim ki.

- Nasıl ben yapmışım, kendisi burada en fazla on beş dakika kaldı. Köyde ara ebesi doğumu yaptırmak için çok uğraşmış, doğum olmayınca da sağlık merkezine gelmişler, muayene etmek için masaya aldığımda durumunu gördüm ve bir doktora gitmeleri gerektiğini söyledim, dedim

Telefonu kapattığımda sinirden her tarafım titremekteydi.

Bir kaç gün veya bir hafta gibi bir zaman sonra bu asteğmen benim çalıştığım sağlık ocağına elinde bir kutu baklava ile gelip ebe hanımlarla tanışma, kendisini tanıtma eyleminde bulundu ve ona göndermiş olduğum gebeyi kast ederek şöyle dedi:

-Ben de zaten onlara inanmamıştım gibi bir şeylerle gönlümü almaya çalıştı. Ama ben ne tatlısından aldım ne de benimle konuşma girişimine izin verdim. Hastaya hoş görünmek uğruna beni telefonla arayıp "siz hastaya ne yapmışsınız "diyen birisine gösterebileceğim medeni tepki o an için buydu.



Her Şeyden Biraz

Artık bahar geliyor. İçimiz kıpır kıpır. Tabiat uyanıyor. Bizim de tabiatımız uyanıyor.İnsanlar ilkbaharda daha coşkulu, daha mutlu oluyorlar değil mi? Bu mevsimde aşkı arıyorlar. Gençler cıvıl cıvıl. Sadece gençler mi? Gönlü genç olanlar da. Aşkın yaşı yok ki...

Yine ufak bir depresyona yakalandım. İçimi bir sıkıntı, bir mutsuzluk kapladı. Ama nedenini biliyorum ben. Canım bir şeye sıkılınca böyle olurum. Sıkıntım geçince depresyonum da geçer.

Yazacak çok şey var ama henüz yazmak için hazırlıklı değilim. Umuyorum daha iyi şeyler yazabileceğim ileride.

Sevgiyi bilmeyen var mı aramızda? Yok tabii... O öyle bir güç ki insanı çelik gibi yapar. bükülmez, eğilmez yapar.

Nefreti bilmeyen de yok değil mi aramızda...

Yok tabbi ki . Hepimiz bir şeyden, birilerinden nefret etmişizdir. Sevginin yapıcı ve olumlu tesirinin aksine nefretin yıkıcı ve olumsuz tesiri bizi yıpratır. Sürekli kaşlarımızın çatılmasına,hep nefret ettiğimiz şeyi düşünmemize neden olarak sürekli nefretle yaşamamıza neden olan nefret kötü bir şeydir. Süratle ona arkamızı dönmeli, uzaklaşmalıyız. Nefrete kendimizi alıştırmamalıyız. Evet, yanlış duymadınız, nefret etmek de insanda alışkanlık yapabilir. Sevmekten daha kolay bir duygu olduğu için nefret etmeyi, burun kıvırmayı seçebilir insan.
Tabii bu satırları okuyanlar arasında mesleği Ebelik olanlar bulunacaktır. Doğum yaptırmışlardır mutlaka. Lafı uzatmayalım efendim, ben de bir Ebe olarak çok doğum yaptırmış bulunmakla birlikte benim için özel olan bir bebek var ki her zaman gözümün önüne gelir. Bundan 22 sene önce Samsun Ladik Merkez Sağlık Ocağı Ebesi iken Sağlık Ocağına bir gebe getirdiler. Ben de nöbetçi Ebe olarak muayene ettim ki bebek ters geliyor.Makat gelişi. Sağlık Ocağı şartları ile değil hastahane ortamında doktor tarafından yaptırılması gerekli bir doğum bu. Hizmetli personelimizi gebenin kocasını bulmak üzere çarşıya koşturdum. Adamcağız sağır ve dilsizmiş. Personel geldi, bulamadığını söylediler. Günlerden de Cuma. Arkadaşlardan birisi belki camiye Cuma namazına gitmiştir deyince personeli camiye de koşturduk ama sağır ve dilsiz olan kocayı bir türlü bulduramayınca gebe kadını Havza Devlet Hastahanesine de sevk edemedik. Kadının da çok ağrıları olmaya başladı. doğum her an olabilir, bebek her an gelebilir. Kadını doğum masasına aldık. İki Ebe arkadaş da benimle beraber doğum odasına girdi. Onlar beni asiste edecekler. Bende çiçeği burnunda yeni mezun bir ebeyim. İlk defa makat geliş bir doğum yaptıracağım. Çok stresliyim. Ya bebeğin çenesi takılırsa, ya bir problem olursa ne yaparım diye korkuyorum.Korktuğum hiç bir şey olmadan bebeği çok büyük şans mı diyeyim, yoksa okulda öğrendiklerimi çok iyi mi uyguladım diyeyim, aldık efendim. Yarabbim o ne güzel bir bebek öyle. Bir kız çocuğu! Ama annenin bir hazırlığı yok ki bebeğe saralım. Daha önce doğuma gelen bir kadının unuttuğu bir pazar çantasının içinde eski eteklerden yırtılmış bez parçaları bulduk ve bebeği ona sardık. Fakir bir ailenin beşinci çocuğunu ben bu şekilde dünyaya gelmesine yardım ettim. Halen o bebeğin güzel pembe yüzü ve içine doğduğu fakir hayat hep aklımdadır. Sadece bunu sizlerle paylaşmak istedim. Halimize şükredelim diye efendim.



Hastalıklar Bizi Bırakıyor

Epeydir canımızı sıkan hastalıklar en son olarak eşimi yakalamıştı, onun da yakasını bırakıyor artık, yavaş yavaş kendisine gelen eşim aramıza tekrar katıldı. Üçümüz yeniden bir aile olduk. Bu bizim Selin"in Selince söylediği ama bizi tam tanımlayan bir cümle.

Tuz Gölü İle İlgili Gerçek

-------------Mail olarak gelen bir önemli mesaj------------- (Lütfen dağıtıma yardımcı olun!)] Aşağıdaki bilgiler maalesef doğru... Sonra ' Türkiye neden kanserden kırılıyor..' diye soruyoruz..!?Tuz Gölü, Van Gölü'nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük gölüdür...Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü'nün genişliği 48 kilometreyi bulur... Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür... Dünyanın en tuzlu göllerinden biridir... Litresinde 329 gram gibi çok yüksek oranda tuz ihtiva etmektedir... Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur... Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye'nin gereksinimi olan tuzun büyük bölümünü karşılamaktadır... Türkiye'nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile busığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür... Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan gölün tabanında,kalınlığı yer yer 30 cm.' i bulan mevsimlik bir tuz katmanıoluşmaktadır...Tuz Gölü'nün en derin yeri sadece 2 m.'dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir... Göle dökülen en önemli akarsular? Peçenekozu Deresi" ile "Melendiz Çayı"dir. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor. Coğrafya bilgilerine girmemiş acı gerçek ise sudur: Tuz gölüne dökülen en büyük akarsu Konya' nin şehir kanalizasyonudur... Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır... Bir milyonu geçen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir...Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandasın üzerine düsen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim...Yoksa hepimizin yemeğinde Konya'lıların katkısı olmaya devam edecek.." Yrd. Doc. Dr. MUSTAFA DURAN PAMUKKALE UNIVERSITESI FEN-EDEBIYAT FAK. BIYOLOJI BOL. 20017 DENIZLI TEL:+90 258 2134030-1178 CEP:05334361297 FAX:+90 258 2125546

5 Nisan 2006 Çarşamba

Selin'i Çocuk Yuvasına Vermek

Geçtiğimiz cuma akşamı Selin kusunca, ertesi gün de kahvaltı dahil pek bir şey yemeyip ama yine yaramazlığına ve haydutluğuna devam edince benden dayak yedi. Tamam anneciğim, bir daha yapmayacağım anneciğim deyip bir yığın söz verdi ama hepsini yarım saat içinde unuttu gitti bile. Pazar günü dışarı parka çıktı. Duvar tepelerinden atlayıp başkasının balkonuna geçmeler ve eve gelmemek için bir yığın inatlaşmalardan sonra evde de huzursuzluğa devam edince artık onun annasi olmayacağımı ve kendisini çocuk yuvasına vereceğimi söyledim. Banyosunu yaptırırken ona kimsesiz çocukların kaldığı yuvalar hakkında basın yayından edindiğim bilgilere ben de eklemeler yaparak anlatıyorum. Selinin yüzü bayağı asıldı. Acaba ne düşünüyor diye bir çok soru sorup anlamaya çalıştım. Bir de çocuk bana kinlenip garez bağlamasın! Büyüğünce bunun hesabını sormaya kalkmasın diye de aklıma gelmiyor değil.Banyonu kendin yapıcaksın, yemeklerini kendin yiyeceksin, eşyalarını kendin toplayacaksın diye bizim evde Selin"in yapmadığı ne kadar çok şey varsa hepsini sıraladım. Eşyalarını toplayıp gitmeye bile kayktı. Onları bırak, ben yeni çocuğuma giydireceğim, götürmene izin vermiyorum deyince bozuldu. Babamız da yuvayı güya arayıp arabayı istedi. Yarım saat kadar sonra kapıcı kapıyı çalıp belediyenin ücretsiz sefer yapan arabası ile ilgili bir şey imzalatmaya gelmez mi! Selin yuvanın şöförü zannetti, beni göndermeyin diye ne göz yaşı döktü. Ben de ne katı kalpliyim, fırsatı iyice değerlendirip, Selin"in ağzından epeyce söz aldım: ARTIK ZAMANINDA YATILACAK, YEMEK SEÇİLMEYECEK, ANNEYE BABAYA KARŞI GELİNMEYECEK, YAPMA DENİLEN ŞEYLER YAPILMAYACAK! Yavrum hıçkırıklar içinde hepsine peki dedi. Ve gece hadi yatıyoruz deyince sesi çıkmadı. Gidip yattı. Ertesi gün de öyle. Daha ertesi günde. Yalnız yemek konusunda söylediklerini tutmadı. Halen ben yediriyorum. Neyse yiyor ya..

4 Nisan 2006 Salı

Babası Hastalıkta Selin'i Kıskandı

Babamız da Hasta Geçtiğimiz Perşembe günü babamızda hastalandı. Evde ki hasta sayısı ikiye çıktı. Cuma günü Selin benimle işe geldi. Babamız da doktora gitti. Boğaz enfeksiyonu, antibiotik yazılmış. Ateşi 38 C kadar çıkıyor. Selin de akşama kadar bilgisayarda oyun oynadı. Akşam eve gidince de ben yemeğini zorla yedirirken kustu. Mahsus kustu diye kızdım ona. Gece uykudan uyanıp kalktı, içtiği sütü kustu. Bu sefer ki gerçek bir kusmaydı. Sesimi çıkarmadım. Gece de ateşi oldu yine. Bir haftadır çocuk ateşle mücadele ediyor. Antibiotiksiz bu güne kadar geldik bakalım sonra ne olacak?

29 Mart 2006 Çarşamba

Selin'in Hastalığı

Ve yine Selin hastalandı. Cumartesi günü banyo keyfi yapmıştı. O günün gecesi her üzerini kontrol ettiğimde kendisini açık buldum. Pijaması buz gibi olmuştu. Pazar gecesi korkulan oldu ve Selin ateşlendi. Sabahleyin babası öğlene kadar baktı. Öğleden sonra da ben izin alıp baktım. Yalnız ateşi 38C dı. Doktora götürdüm. Kulağının iyi olmadığını, öksürü için ise akciğer grafisi çekilirse daha iyi olcağını ama antibiotiğe devam etmemizi söyledi ve yazdı. 10 gün kadar önce antibiotik bitmişti, tekrar mı kullanacak? Canım sıkıldı. İlacını almadan eve geldim. Yarın daha büyük bir merkeze, uzman doktora götürmeye karar verdim. Ağrı kesici ateş düşürücülerle ateşi pek düşmedi, tekrar yükseldi. Sabaha kadar ateş içinde idi. Beraber yatıyoruz. Her hareketine uyanıyorum. Onu cayır cayır yanarken bulmak beni çok üzdü. Ayrı yatmak lazım ama ayrı yatamayan çocuklar için böyle bir şeye razı olmaktan başka tek çözüm onları korku içinde tek başlarına uyumalarını beklemek, buda ne kadar doğru olur? Neyse sabah babamız bizi hastahanaye götürdü. Sürekli kulağı için gittiğimiz ve ameliyatını yapan doktorunu bulup çocuğu gösterdik. Sinüzit filmi istedi, çektirdik. Benim açımdan çocuğun durumu iyi, bir de çocukcuya götürün dedi. Bizim de niyetimiz zaten öyle olduğundan çocuk doktoruna da muayene yaptırdık. Soğuk algınlığı dedi üç kalem ilac yazdı. Biz hastahanede öğlene kadar bu işleri bitirdik. Selin de aç olarak ordan oraya bizimle dolaştı. Bir ara kucağımda taşısam mı diye de düşündüm ama artık eskisi gibi değil ki büyüdü. 5 yaşını doldurduğu için boyu posu kilosu buna müsait değil. Arabada yanıma aldığımı haşlanmış yumurtanın sarısını yedi sadece. Karı koca gönül rahatlığı içinde eve geldik. Kulağı iyi çıktı, ciğerleri temiz çıktı, bu ateş de ateş düşürücülerle zamanla geçecektir diye teselli olduk. Eğer tekrar ayrıca uzman doktora götürmesek ve ileride bir başka hastalığa tutulmuş olsa idi, götürmedik te acaba ondan mı oldu diye kendimizi suçlayacaktık.Vicdanen rahatladık. Hiç bir ateş düşürücü kullanmadım. Takip ettim. Artık tamami ile ateşi düştü. Yine koltuk tepelerinde dolaşmaya başladı. Babasının üzerinde tepinmeye çıkınca iyileştiğine ve yarın kreşe gideceğine karar verdik. Ama kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Gece yine ateşi çıktı yavrunun. Sabaha kadar döndü, üzerini açtı durdu. ben de nöbetçi hemşire olarak iki de bir elimi alnına koyup sıcaklık kontrolu yaptım. Artıyor mu, aynı mı? Çok fazla yükselmediğine ve sabit kaldığına karar verdim. sabah uyanınca ateşine bakarız dedim. Bütün gece durmadan su isteyip içti. Bu da vücudu için iyi tabii ki. Ateş ile kaybettiği suyu yerine koyuyor diye düşündüm. Ve ben işe geldim., Babamız evde Selin"e bakacak. Kahvaltısından sonra ateşini ölçüp bildirdi. 37,5 C imiş. Ateş düşürücü verdi. Bence gerekli değildi ama ateşe bağlı vücudunda meydana gelen ağrıyı alır diye tamam dedim. Bütün gün beni telefonla taciz etti durdu. İş yerime gelmek istiyor. Niçin başkanımdan izin alıp onu götürmemişim.Anne şu iş konusunu bir açalım da konuşalım demiyor mu? Büyük insan gibi.

16 Mart 2006 Perşembe

Çanakkale Savaşları! 18 Mart

3 veya 4 defa Çanakkale Şehitliğini gezdim. Mehmetçiklerin bizi, yurdumuzu savunmak için seve seve kanını, canını verdiği yerlerde bulundum ve o havayı teneffüs ettim. Yurdumuzun kıymetini anlamak için okumak yeterli değil, o şehitlikleri, yaratılan destanları, bu mücadelenin yapıldığı yerleri görmeli . Hepsi şehit düşen alayın mezar taşlarını görüp de bastığımız toprak için hayatta en değerli şeyi olan yaşama hakkından vazgeçen Mehmetçiklerimizin yarattığı destanları görmeli.

9 Mart 2006 Perşembe

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Bütün kadınlarımızın günü mü bu gün? Ezilmişliğimizin, acizliğimizin, dışlanmışlığımızın tescil edildiği bir gün bu gün. Niçin Dünya Erkekler Günü yok? Onlar ezilmiş, aciz, çaresiz bırakılmamışlar ki! Bence bu gün erkekler günü olmalı. Kadınları ezdikleri, aşağıladıkları bu gün vasıtası ile biz dünya kadınları tarafından onlara hatırlatılmalıydı. Şimdi bir çok kişi benimle aynı görüşte olmayacaktır. Bir çoğu da aynı görüşü benimseyecektir. En eğitimli, kültürlü erkek dahi kadını küçümser, hatta bazen aşağılar ve darp da uygular. Ama hiç bir kadın erkeği aşağılamaz, ona insan olduğu için saygı duyar, hoşgörü gösterir. Evlenmeden önce babasına, erkek kardeşine, evlendikten sonra ise eşine, oğluna, hep insan oldukları içindir saygısı, sevgisi. Çalışma hayatında kadınlar yerini almaya başlamıştır ancak yine de asıl yeri ev işleri, asıl sorumluluğu halen evdir . Karı-koca işten eve gelinir, erkek eline ya gazetesini alır veyahut da kendisini meşgul edecek bir kanal açarak televizyonun karşısına oturur. Hanım böyle yapabilir mi? O mutfağa girmeli, yemek pişirmeli, masayı hazırlamalı, küçük çocukları var ise çocukların sevgi ve ilgi arayışlarına cevap vermeli, onlarla da kaşla göz arasında ilgilinmelidir. Yemek sonrası mutfağı toplayacak, çay veya meyveyi hazırlayıp getirecek, eşi ve çocuklarının diğer isteklerine yetişmeye çalışacaktır. Belki de çoğu zaman hiç oturmadan yatağa girecektir. Türk toplumunun aile yapısı içinde erkeğin her zaman ayrıcalıklı bir yeri olmuş ve halen de olagelmektedir. Günümüzde artık bilgi paylaşımı o kadar arttı ki insanlar pek çok şeye rahatlıkla ulaşır hale gelmiş olmalarına rağmen bu erkek egemen yaşayış acaba Türkiye"de niçin değişmemekte veya ağır bir değişim göstermektedir? Erkek eş annesinin ve diğer aile fertlerinin yanında eşine niçin daha kırıcı ve kaba davranmaktadır? Niçin bir bardak suyunu bile eşinden istemektedir? Eşinin " Kendin Alsana" cümlesine hemen eşini bir kenara çekip " Bana annemin yanında bir daha böyle söyleme "diye niçin tehditte bulunmaktadır? Annesine bir gösteriş mi yapmaktadır yoksa annesinin onu öyle görmek istediğini sandığı veya bildiği için mi o şekilde davranmaktadır? Yukarıdaki bu görüşlere sizler de eminim ki daha pek çok örnekler verebilirsiniz. Anneler, ablalar olarak erkek çocuklarımızın, kardeşlerimizin yetiştirilişinde bizden önceki nesilin yapmış olduğu erkek egemen anlayışı ile davranmayalım. Onları diğer kız çocuklarımızdan farklı bir çocuk gözüyle görmeyelim ki ileride bu çocuklar birilerinin kocası, babası olduklarında şu anki yakınmalarımızı doğrulayacak davranışlar içinde bulmayalım. Konuyla ilgili yorumlarınızı paylaşırsanız memnunluk duyarım.

3 Mart 2006 Cuma

Yaşamımdan

Bu haftayı hastalıkla atlattım. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Selin canavarı bana rahat verirse hafta sonu evde dinleneceğim. Belki bir kaç yeni tarif de denerim. Eğer değişik bir şeyler yaparsam burada sizlerle paylaşacağım. Arkadaşlar güzel, değişik tariflerinizi yazarsanız sevinirim. Hepinize iyi bir hafta sonu diliyorum. Hoşçakalın. 06.03.2006 bu gün öğleye kadar hastahanede kan sonuçlarımı almak için bekledim. iki tahlilim biraz yüksek çıkmış. sonra bir ara tekrarlayacağım. Hava bu gün iyi ama bir iki gün içinde soğuklar gelecekmiş. Hazırlıklı olalım. 07.03.2006 Merhabalar Bu sabah İstanbul yağmura uyandı.Yarından itibaren kar geleceğini duyurdu medya. Bekliyoruz efendim. Bekliyoruz. Mart ayı Martlığını yapsın diimi ama. Ne demişler MART KAPIDAN BAKTIRIR KAZMA KÜREK YAKTIRIR. Bu ünlü atasözünü bir kere daha andık, hatırlatık. Zaten unutursak Mart ayı bunu hatırlatacaktır. Hafta sonu yeni tarif olarak katmer yaptım ilk kez. Fena olmadı. Dairede arkadaşlara söyledim. Onlar tahin ile yağ sürebileceğimi de söylediler. Ayrıca portakallı kek yaptım efendim. Tarifini yazacağım elbette. 08.03.2006 Çarşamba Bu sabah 4. levent"te kar yağışı vardı. Eşim araba ile beni metro"ya kadar bıraktı. Trafik te bayağı yoğun idi. İşe geç kaldım.Öğlen dışarı çıkmadım. Odamda oturup kitabımı okumaya devam ettim. 20.03.2006 Epey bir aradan sonra günlüğümle size merhaba demiş oluyorum. Mart ayının iki önemli özelliği var bana göre. Birincisi baharın habercisi olması ikincisi ise Çanakkale Deniz Savaşının kazınılmış olması. Şehitlerimizi kalbimize gömdük. Onları Allah Rahmet eylesin diyorum.İnsanlar bu önemli günde 18 Martta akın akın gitmişler ziyarete şehitlerimizi. Buraya kadar iyi çok güzel. Ben en son geçen yıl gittim ve şehitliklerimizin çevresinin ören yeri gibi kullanıldığını ve pis bırakıldığını görmüş, çok üzülmüştüm. Hatta Çanakkale Valiliğine bir yazılı müracaatta bulunmayı bile düşünmüştüm. Yerli ve yabancı turistin yılın her mevsiminde ziyaret ettikleri bir yer Gelibolu Yarımadası. Umarım temizlik için bir çözüm üretilmiştir. 28.04.2006 Önümüzdeki hafta 5 gün izine çıkıyorum. Dinlenmek için değil inanın. Eşim diz kapağından ameliyat olcak. Onun için. Umarım iyi olacak. Geçen yıl diğer dizinden olmuştu. Yalnız beni düşündüren bir şey var: Ameliyat gecesi yanında nasıl kalacağım. Biliyorsunuz küçük bir canavarımız var. Onu bırakacak kimse yok. O sorunu çözersek işler daha iyi olacak. Bir hafta ayrılıktan sonra görüşmek, sizlere neticeyi bildirmek üzere hoşçakalın.

28 Şubat 2006 Salı

Bir Masal Okuyalım 28.02.2006

Geçmişten Günümüze Bir Masal
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok yoksul bir halkı varmış. Yoksullarmış ama tembel hiç değillermiş. Sadece toprakları verimli değilmiş, her taraf taş ile doluymuş. Bütün gün taşları topraklardan ayırmakla vakitleri geçiyormuş, geçiryormuş ama tarlanın kenarına yığılan taşları koyacak bir yer de bulamaz olmuşlarmış artık.

Dünyanın başka yerinde de bir ülke daha varmış.Bu ülkenin toprakları çok verimliymiş. Ne ekerlerse yetişirmiş. Halkı da çok zenginmiş tabii. Yalnız bu ülkenin bir sorunu varmış. Evlerini yapmak için ülkelerinde taş sıkıntısı çekiyorlarmış. Bir gün bu ülkeye fakir bir gezgin gelmiş.Ülkenin zenginliği ve refahı karşısında çok şaşırmış ve buraya yerleşme kararı almış.

Diğer fakir ülkede ise hayat çok zorluklarla geçmekteymiş. Çocuklar bu zorluğa rağmen neşelerinden hiç bir şey kaybetmeden cıvıl cıvıllarmış. Ama bir gün ülkede bir haber kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış. Bu haber ne mi imiş? Ülkenin taşlarını çok isteyen bir ülke varmış, hemde parayla. Kendilerine sıkıntı veren, yer kaplayan bu taşları kim ne yapacak diye düşünürlerken birden bire bundan para kazanacaklarını duyan fakir halk buna inanamazmış bir türlü.Bu taşları alacak olan ülke de toprakları verimli, zengin ülkeymiş. Buraya yerleşen fakir gezgin bu ülkenin taş sıkıntısı çektiğini görünce hemen kendi ülkesinde hiç bir işe yaramadan topraklarını işgal eden, tarıma engel olan taşları hatırlamış ve zengin ülkenin kralına gidip ülkesindeki taşları kendilerine satabileceklerini söylemiş.Zengin ülkenin kralı bu habere çok sevinmiş. Hemen bir ekip kurmuş, bu ekibin başına da fakir gezgini getirmiş ve fakir ülkeye heyet olarak bu ekibi göndermiş.

Yoksul insanların ülkesinde o gün büyük bir heyacan varmış.Çünkü artık bu yoksulluktan kurtulacakları gün çok yakınmış.O gün ülkelerine bir heyet gelmiş. Heyettekiler ülkenin kralı ile bir anlaşma imzalayacakmış biraz sonra. Bu anlaşmaya göre tarlalardan toplanmış olan taşlar arabalara koyulup zengin ülkeye satışa gönderilecekmiş. Biraz sonra kral sarayının balkonunda görünmüş ve meydanda büyük bir heyacan ve sabırsızlık içinde bekleşen kalabalığa hitaben bir konuşma yapmış. Konuşmasında şunları söylemiş çalışkan fakir halkına: Sevgili halkım, sizler hiç bir zaman yılmadınız, her türlü sıkıntıda dahi her zaman çalışmayı tercih ettiniz, hiç bir zaman emeğimizin karşılığını alamıyoruz diye söylenmediniz, hep daha çok çalıştınız, tarlanızda bir karış ekilecek bir toprak parçası için sepet sepet taş topladınız, işte şimdi bu çalışmanızın karşılığını alacaksınız. Dünyanın bir başka toprağı bol taşı kıt ülkesi de bizim taşlarımızı para karşılığı bu günden itibaren alacak. İsteyen vatandaşlarım o ülkeye gidip bu taşlardan nasıl binalar yapılacağını, nasıl yollar yapılacağını yine para karşılığı çalışarak o ülke insanına öğretebilir, demiş. Fakir halk krallarının bu konuşmasını alkışlarla karşılamışlar. Sevinç dansları yapmışlar, şarkılar söylemişler.

Fakir gezgin çok iyi bir organizatörmüş. Satılacak taşları, çalışmaya gidecek fakir halkı çok iyi organize etmiş. Ülkenin hazinesine çok para kazandırmış. Fakir halk fakirlikten kurtulmuş.Ülkelerine sıkıntı veren taşlar topraklarından gittikçe tarıma daha çok toprak katılmış. Daha çok meyve sebze yetiştirmeye, daha çok ağaç dikmeye başlamışlar. Çok zengin olmuşlar. Ama hiç tembel olmamışlar. Çocuklarına da hep çalışmayı, çalışkan olmayı öğütlemişler. Bir zamanlar nasıl fakir olduklarını, ama buna rağmen çok çalışma neticesi bundan nasıl kurtulduklarını, dünyadaki hiç bir şeyin işe yaramaz olmadığını, her şeyin bir işe muhakkak yarayacağını çocuklarına örnek göstererek anlatırlarmış.Çocukları da anne ve babalarını can kulağı ile dinler.Onları kendilerine örnek alırlarmış.

Sonra bir gün bu ülkede bir haber daha kulaktan kulağa yayılmaya başlamış, bu haber ne mi imiş? Her şeyi olup, meyve ve sebzesi olmayan bir ülke onlardan meyve ve sebze alacakmış parayla.....

Yazar:Emine CAN

24 Şubat 2006 Cuma

Çocuklara Dair Bir Kaç Şey

Merhabalar.. Herkese, hepimize.. Ben içimden geçenleri, duyduklarımı, gördüklerimi, hayallerimi buraya aktaracağım. çocuklarımıza masallar büyüklerimizden nasihatler olacak burada.Kendi kızım Selin ile yaşadıklarım ve diğer çocuklar ile olan dialoglarımı burada sizlerle paylaşacağım.Çok sevgili varlığımız olan çocuklarımızı yeteri kadar ilgilenip, doğru büyütebiliyor muyuz acaba? Bütün anne ve babalar çocukları için en iyisini isterken, bu isteklerinin çocuklar üzerinde olumlu-olumsuz etkilerini fark edebiliyorlar mı? Bizim Selin her isteğinin bizim tarafımızdan kesin bir emir telakki edildiğini ve yerine getirildiğini gördükçe, sayısız istekleri ve emirleri olmaya başladı. Selin"in önünü alamaz olmuştuk artık. Sayısız istekler. Yapmadığımızı görünce kusuncaya kadar ağlama krizleri. Hepsini yaşadık biz bunların Selin"le. Şimdi yaşamıyor muyuz? Yaşıyoruz elbet. Ama daha az.Selin"in aklı ermeye başlıyalı biz de ona yaptırımlar uygulamaya başladık. Bunlar çizgi film kanalını seyredememe, sevdiği, istediği bir abur cuburu vermeme, istediği giysiyi giymekten men etme, erken yatma, gezmeye gitmeme gibi cezalar. Hiç istemiyorum ama bazen de dayak. Şunu gördüm kü dayağın çocuk eğitiminde ve terbiyesinde hiç yeri yok.Netice veren şey dayak haricindeki yaptırımlar oldu. Bu hafta sonu hasta oldum. Üzerinize afiyet gribe yakalandım. Yüksek ateşim oldu. Eşime ve kızıma hastalık geçmesin diye dikkat etmeye, eşimin isteği ile de maske takmaya başladım. Selin de hemen bende takacağım dedi. Ona da bir maske verdim. Canım yavrum, yanıma gelme, beni öpme kızım, sana da geçer dedikçe o bütün samimiyeti ve içtenliği ile bana yanaşıp durdu.Beni muayene etti. Eline bir dergi alıp oradaki resimlere bakarak hastalığımı söylememi istedi. Ona göre gerekli muayenemi yaptı. Pamuklu çubuklarla gözüme, kulağıma baktı. Doktorculuk oynarken kullandığı dile dikkat ettim. Benimle sizli bizli konuştu hep. İstirahat etmem gerekiyormuş, çok hastaymışım, doktorun verdiği ilaçları kullanmam gerekiyormuş. Sürekli istirahat etmeme rağmen hastalığımı atlatamadım. Ateş devam ediyor. Hem burnum, hem de gözüm akıyor. Geçen gün de tavuk yemmenin verdiği hassasiyet ile acaba kuş gribi mi oldum diye düşünmeye başladım. Selin"in de içine doğmuş gibi " anneciğim sen kuş gribi olma" diye eteğime sarılmasın mı"? Cumartesi akşam Selin televizyondaki dizilerini seyrettikten sonra banyo yapmak istedi. Leğene suyu dolduruyoruz. Kendisi yanına tokadır. taraktır, veya ona benzer şeyler getirerek onlarla leğenin içinde oyunlar oynuyor. Selin"i yıkamak çok zor. Bakıcımız küçükken gözüne sabun kaçırmış, o günden bu yana banyoda başını yıkattırmaz hiç. Beş yaşında oldu halen aynı sorun devam ediyor. Bu leğen işi iyi oldu. Oyun oynama bahanesi ile giriyor, bir mütted oynadıktan sonra da ben gelip banyosunu yaptırıyorum. Saçına şampuan sürdürtmemek için epeyce benimle mücadele ediyor ama bir şekilde tatlı sert bunun da üstesinden geliyorum. Bazen ödül vermeyi deniyorum. Etkili oluyor. Evde Selin gibi bir çocuk varken evde hiç sıkılmaya vaktim olmuyor.Bütün çocuklar gibi Selin de çok zeki. Bu kadar zeki olması bizi bayağı zorluyor tabii. Bir haftadır yemeklerini güzel yiyordu. Kreşde de iyi yediğini öğretmeni söylüyordu. Evde de biz yediriyoruz zaten. Son günlerde çorbasını kendisi içmeye, pilav, makarna gibi yemekleri de yemeye başlamıştı. Bende rahatça akşam yemeğimi yiyordum ki yine düzenimiz bozuldu dün. Yemeğini hiç yemediği gibi birde ağlama huyu çıkardı. Yemeği gördü mü ben bu kadar mı koy dedim, ben bunu mu koy dedim. Hep çorba ,hep çorba mı olur anneee demeler. Kendi keyfine bıraksam yemek seçmeyi öğrenecek, onun keyfine göre değil de kendi keyfime göre hareket etsem bu sefer de direnç geliştirip, bazen kusmaya kadar götürüyor işi. Ama ben yine de annelerin hazırladığı mönünün çocuklara yedirilmesi taraftarıyım. Yanlış mı düşünüyorum? Televizyon izleyemezsin deyip televizyon kozunu ortaya koyuyorum hemen. En hassas noktası. Hem ağlıyor, hem yiyor ozaman. Dün akşam da televizyon cezası aldı benden. Oturma odasındaki koltukların üzerinden kanapeye zıplamış. Ben mutfakta bal kabağı soymakla meşgulüm. Babamız da salonda tv. seyrediyordu. Bizim kız da kendi başına istediğini gibi zıplamış durmuş.Kan ter içinde yanıma geldi ve bana bir şeyler anlatıyor nefes nefese. Biliyor musun anne ben zıplamayı başardım. Ayy terledim ama başardım diyor. Saçlarının dipleri terli. Ne olduğunu, neyi başardığı için bu kadar sevinçli bunu oturma odasının halini görünce anladım. Kızdım. Televizyonu kapattım. Ağlamaya başladı. yatırmaya göndereceğimi de ekledim. Sustu. Sesi kesilince biraz sonra bakiim ne yapıyor dedim ken kendime. Salona babasının koltuğunun altına sığınmış, televizyon izliyor. Babaya da cezalı çocuğa televizyon izlettirdiği için televizyonu kapama cezası verdim. Burada amacım bir ceza verilmiş, çocuğun bunu mutlaka çekmesi yönündeydi. Baba mırın kırın etti ama bunu ona da anlattım. On dakika sonra Selin"in cezası bitti dedim. Ama artık Selin televizyon izlemedi. kendi kendine oyun kurmuş, salonda oyun oynuyordu.Oyundan zor koparıp yatmaya ikna ettim.