3 Mayıs 2010 Pazartesi

Sensizliğin Sevgisi

Bu akşam duygusal takılacağım bakalım. Neler yazabileceğimi ben de çok merak ediyorum.Planlama yapılmıyor ki bu duygusal yazılarda. Bilimsel yazılarda bir plan yaparsın, araştırırsın, veriler toplayıp yazarsın sıraya koyup. Ama duygunun sırası yok, olmaz ki, hele de kulağımda hafif Türk Sanat Müziği şarkıları çınlarken ben nasıl yazacağım şimdi.
Kalbimin derinlerinde, bir yerlerde bir kıpırtı var sana doğru, bunu hissediyorum.Of, radyoyu kapattım, konsantrasyonumu bozuyordu doğrusu. Şimdi adını sonradan koyacağım yazımla başbaşayım yeniden. Kaldığım yerden devam ediyorum.Sevgi ve sevilmek üzerine yazayım en iyisi. Herkesin istediği bir şey sevilmek. Sevgiyi hissetmek. Bazen sevgi sen istemediğin bir zamanda gelir kapını çalar, hazırsan alırsın onu içeriye, hazır değilsen kaçırırsın, bir daha ya gelir kapına ya gelmez. Treni kaçırdıktan sonra peşinden koşsan neye yarar. Giden gitti, kalan sağlar bizimdir misali elindeki ile yetineceksin artık. Bir seven pişman bir de sevilmeyen diye bir söz var, var mıydı gerçekten yoksa şimdi ben mi oluşturdum tam bilemiyorum. Dünyaya geliş amacımız sevgi üzerine inşa edilmiş. Önce annen sever seni sonra sen öğrenirsin onları sevmeyi. Bakın öğrenirsin dedim farkında olmadan, demek ki sevgi öğrenilebilir bir kavram. Ama bazen sevgi volkan gibi fışkırır içinizden, bir yol bulur kendine ve akar deli dolu, çılgıncasına, nereye gittiğinin bir önemi yoktur sevgi için, yeter ki onu alacak, içine akacağı bir yere gitsin.Ama ya gittiği yerde kabul görmezse, ne olcak? Yıkacak bendini coşup gidecek başka bir yere, başka bir sığınağa. Bir enerji sevgi, sevgisiz dünyanın içinde. Akar ordan oraya, burdan şuraya. Sonunda bulur kendisine bir sığınak, sarılır ona.

Hiç yorum yok: