21 Nisan 2010 Çarşamba

Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı

Bu gün böyle bir yazı yazmak geldi içimden. İnşallah içimdekileri dökebilirm. Bir deneyeyim bakalım nasıl bir şey olacak bu yazı.Yalnızlık üzerine Anadolu'da pek çok atasözü ve özdeyiş olduğunu biliyorum, biliyoruz.Kul; yalnız olmamalıdır. İşte bununla ilgili atasözümüz: Yalnızlık Allah'a mahsustur! 
Evet, gerçekten Allah tektir ve teki sever. Ama kendi şahsında. Kullarını çift yarattğı söylenir. Herkesin bir eşinin olduğu söylenir.Yalnızlıktan söz döndü dolaştı geldi evliliğe. Evlilik müessesindeki eşlerden mi yoksa sosyal hayatımızdaki arkadaşlarımızdan mı söz etsem?İkisini bir yazıda ele almak belki doğru değil ama sadece birini de almayı doğru bulmuyorum açıkcası.
İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır diye bir atasözümüzde eş ve arkadaşların veya toplumda birlikte yaşayan insanların izlemesi gereken yolun konuşma olduğu vurgulanmaktadır.Bazı insanlar ilişkilerinde susan taraf olmayı, kendini kapatmayı tercih ederken bazıları ise konuşan, açan ve sorgulayıp çözüm üretmek isteyen taraftır. Susan taraf içinse böyle kişiler çekilmez gelir. Çünkü onlar susmayı çözüm olarak öğrenmişlerdir.Konuşmak çözümsüzlüktür. Konuştukça sorunlar yumağı çözülmez bir hal alır sanırlar. Onlar şöyle düşünmektedirler: Susuyorum, sorun yok,çözüm sağlanmıştır.
Karşısındaki ise şöyle düşünmektedir: Bir sorunumuzu bile oturup konuşamadıktan sonra ne anladım ben bu işten! (Evliliği Kastetmektedir)  
Çift kişilik yalnızlıklar yaşanır, ışıkların aydınlattığı, parlak pencerelerinde yaşama dair insan gölgelerinin görüldüğü evlerde. Çift kişilk yalnızlıklar yaşanır, tv, ve radyo sesinin dşarıya taştığı evlerde. Çift kişilik yalnızlıklar yaşanır cıvıldaşan çocuk seslerinin ve koşuşturmacaların olduğu evlerde.
Yalnızlık kurşun gibi ağırlaşır, top gibi yuvarlanır evin içinde her yerde. Ona dokunmadan, değmeden geçmek için eğilir, kıvrılır, bükülürsünüz de yine ona değmeden yapamazsınız. O her yerde sizinledir. Gülerken, ağlarken, tvi izlerken, konuşurken, yazarken ve uyurken, Uyur uyanırsınız aklınıza gelen ilk şeydir yalnızlık topu.Bazen hayatta yalnız kalmanın iyi olduğu anlardaki yalnızlık gibi değildir bu çekilen yalnızlık. Bu başka birşeydir.Sizi yiyip bitiren, sizi üzen, sizi ölüme götürecek olan başka bir şeydir. Belki bir intahara sürükleyecek kadar sizi melankoli haline getiren bir yalnızlıktan söz ediyoruz.Dayanılmaz ağırdır, kurşun gibi çöker omuzlarınıza, ağzınızdan çıkan sözler bile ağırlaşmıştır sanki.Yaşama hevesinizi tüketmiştir.Mutsuzluk yediğiniz ekmek olmuştur. Yalnızlık mutsuzlukla beslenirken siz yalnızlığınızla birlikte eriyip gidersiniz.Tüketir sizi adeta. 
Yalnızlıkla başedebilmek için kişinin içindeki durumunun farkında olması ilk koşulumuz. Sonrasında kendini meşgul edecek, yapmaktan zevk alacağı bir uğraşı edinmesi veya varsa böyle bir uğraşısı buna devam etmesi ve kendini evden dışarı atması sayılabilecek önemli hususlar olmakla birlikte asıl sorun konuşularak çözümlenemezse bu hususların etkisinin sınırlı olacağı aşikardır.
  
Arkadaşlarınızla daha az yalnızlık sendromu yaşarsınız. Onlar size ailenizden daha yakındır ama daha az sorununuz olur. Arkadaşlarınızla alınganlıklar, küskünlükler olsa da sonu hep iyi biter. O nedenle arkadaşlarından dolayı bunalıma giren birini az görmüşüzdür veya görmemişizdir.Ama sevgisinden dolayı bunalıma girenleri burada ele almayacağız. Onları belki bir başka yazımızda yazabiliriz. Platonik aşklardan bahsedebiliriz. İlk aşklardan söz edebiliriz belki.Unutulmayan ilk aşkların heyacanını satırlarımıza taşıyıp canlandırmak gerçekten güzel olabilir.

Hiç yorum yok: