28 Mart 2010 Pazar

İçimdeki Hüzün

Her bahar ne oluyor bana? Ağaçlar ve toprak yeni bir yaşama yelken açarken ben niçin hüzüne kucak açıyorum? İçim neden bu kadar eziliyor, yüreğim neden bu kadar acıyor? neden her zamankinden daha fazla kendimi yalnız, yapayalnız hissediyorum acaba? Ana, baba, kardeşler çoktan el olup gitmişler. Yapayalnız kalmışsam hayatta tabi böyle hissedeceğim. Daha bebekken ayrılmışsam köklerimden hep köklerimi arayıp duracağım, hep kendimi evsiz, yersiz, yurtsuz hissedeceğim işte böyle. Bir kaç tane evim, toprağım varken bile bu yoksunluğu içimden hiç atamıyorum işte. Ben kimsesiz bir çocuğum, bana sahiplenecek bir anam, bir babam olsun istiyorum.Kavga edip, kıskançlıklar yaşayacağım kardeşlerim olsun istiyorum. Halalarım, teyzelerim, dayılarım, yeğenlerim, uzak akrabalarım olsun, onların arasında büyüyeyim istiyorum. Ama olmuyor, olamaz ki artık ben zaten büyüdüm. Bunlardan yoksun kaldım. Ah! İçimdeki hüzün işte bundan dolayı siz çok kabarıp geliştiniz, içime sığmaz oldunuz biliyorum. Beni daha fazla sıkıştırmayın, ölmek istemem, hayatta daha ekeceğim, yükleneceğim sıkıntılar, mutluluklar varken, gitmek istemem, istemiyorm, Daha okuyacağım kitaplarım, kuracağım hayallerim var. Daha doğuracağımı düşündüğüm bebeklerim var. hayalimde büyüteceğim. Şimdi, gözyaşlarım niçin süzülüyor yanaklarımdan, burnum neden akıyor  demeyeceğim, çünkü biliyorum nedenlerini. İçim yıkanıyor; ağlarken, ruhum rahatlıyor, kendine dar gelen kalıbına daha iyi yerleşiyor şimdi. Ah hüzün bana bir geldin, bir daha gitmiyorsun hayatımdan, beni bu kadar mı çok sevdin? sevme, bırak beni kimsesizliğime, ezilmişliğime, bırak yuvarlanayım tek başıma, karanlığımda, gün ışığına hasretken ben, niçin bunlar, niçin?
Gurur denen zırhımın arkasından bakıyorum ben dünyaya, postumu deldirmiyorum avcılara, güçsüzken en güçsüz zamanımda, güçlü durmaya çalışıyorum hayatta, hala.Bu da yoruyor, yıpratıyor beni hiç şüphesiz, bunalıma sokuyor olmadık bir şeyi varmış gibi yaşamaktan dolayı. Off, daha fazla yazmayacağım şimdi, gidip elimi yüzümü yıkayıp, kendime geleyim, bana karşı gelen kızıma dahi kendimi anlatamamışken eşime nasıl anlatayım. hayatı yine ve yeniden her zaman seviyorum, yenilmeden, ayakta duracağım. İşte o kadar!Elimi yüzümü yıkadım, geldim, ağlamam da durdu bir mütted sonrasında, sanki bir boşalma oldu beynimide, bir tuhaf rahatlama mı yoksa başka bir şey mi nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir uyuşma içindeyim. Tuhaf bir boşluk duygusu galiba bu hissettiklerim. Şimdi hayata virgül koyduğum yerden başlayayım bakalım, bir evcilik oyunu değil mi zaten, gidip oynayayım rolümü, sıra bende zira.... 

26 Mart 2010 Cuma

Ay Lav Yu Filmi

              25 Mart 2010 Perşembe günü kızımla kararlaştırdığımız üzere Ay lav Yu isimli filmi seyretmeye sinemaya gittik. Durağa biz gelmeden  daha 123 numaralı otobüs bizi geçti, koşarak yetiştik ve Gordion'a gittik. Gordion'da Cine Bonus sinemalarında film seyredeceğiz. Seans 17.45 de başalayackmış. Biletimizi alıp alt kata indik. Burada cep telefonumu aldığımız Elektro World'e uğradım. Arka kapağını açtırmak için. Ben açamamıştım.Ayrıca camın altında gün ışığında tozlar görünüyor.Onu da söyledim. Genç çalışanlar:
- Alalım, servise gönderelim dediler.
Servis kelimesi beni ürküttü birden, ya daha kötü olursa, böyle kalsa daha mı iyi olur diye kafamdan çeşitli düşünceler geçti.
- Şimdi göndermeyelim, ben hattımı diğer telefona aktarayım, bir ara uğrayıp bırakırım, dedim.
              Sonra mağazayı dolaştık. Elektronik aletler almış başını gidiyor Şimdilerde yurdumuzda kullanılmaya başlayan araçlara yol gösteren nevigatörler gördüm. 260 tl. civarındalar. Minicik, 1,5 kilo ağırlığında 1 cigabayt hafızası olan laptoplar var. Fiyatları 500 den başlıyor. Ayrıca bunların hepsinde kamera laptoplara monte edilmiş. Bunlara baktık. Çıkış kapısına yakın büyük bir maket tarzında telefon yerleştirilmiş, Samsung marka. Telefondaki uygulamanın birebir aynısı var. Orada kendin bu menüleri kullanarak telefonu daha yakından tanımış oluyorsun. Orada oyun oynadık Selin'le. Çok eğlendi bacaksız kızım. 
               Tabii film saatinin hızla gelmiş olması nedeni ile bu eğlenceden ayrılıp 3. kata sinemaya çıktık. 4. salona geldik. 2 kişi seyirci var. 2 de biz toplam 4 kişi olduk. Bu kadar az kişiyle filmin de tadı olmuyor yani. Film başladıktan sonra da iki kişi geldi. Başka gelen olmadı. Filmde küfürlü konuşmalara yer verilmiş. Bunlar olmasa film daha güzel olacaktı eminim. Amerikalı bir kızla Güneydoğulu kürt bir oğlanın aşkından ziyade  devlete göndermelerin olduğu bir film. Göndermeleri yumuşatabilmek adına da araya bir aşk macerası koyulmuş. Aziz Nesin hikayelerinde anlatılan Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz türünden bir konu. Hem düşündürücü hem güldürücü. Küfürlerin dışında ben beğendim. Komediyi küfürlü olur diye bir sanıdan sanatçıların uzaklaşması gerekiyor. Çoluk çocukla gidip seyrediyoruz. Bu hiç yakışık almamış.