28 Şubat 2006 Salı

Bir Masal Okuyalım 28.02.2006

Geçmişten Günümüze Bir Masal
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok yoksul bir halkı varmış. Yoksullarmış ama tembel hiç değillermiş. Sadece toprakları verimli değilmiş, her taraf taş ile doluymuş. Bütün gün taşları topraklardan ayırmakla vakitleri geçiyormuş, geçiryormuş ama tarlanın kenarına yığılan taşları koyacak bir yer de bulamaz olmuşlarmış artık.

Dünyanın başka yerinde de bir ülke daha varmış.Bu ülkenin toprakları çok verimliymiş. Ne ekerlerse yetişirmiş. Halkı da çok zenginmiş tabii. Yalnız bu ülkenin bir sorunu varmış. Evlerini yapmak için ülkelerinde taş sıkıntısı çekiyorlarmış. Bir gün bu ülkeye fakir bir gezgin gelmiş.Ülkenin zenginliği ve refahı karşısında çok şaşırmış ve buraya yerleşme kararı almış.

Diğer fakir ülkede ise hayat çok zorluklarla geçmekteymiş. Çocuklar bu zorluğa rağmen neşelerinden hiç bir şey kaybetmeden cıvıl cıvıllarmış. Ama bir gün ülkede bir haber kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış. Bu haber ne mi imiş? Ülkenin taşlarını çok isteyen bir ülke varmış, hemde parayla. Kendilerine sıkıntı veren, yer kaplayan bu taşları kim ne yapacak diye düşünürlerken birden bire bundan para kazanacaklarını duyan fakir halk buna inanamazmış bir türlü.Bu taşları alacak olan ülke de toprakları verimli, zengin ülkeymiş. Buraya yerleşen fakir gezgin bu ülkenin taş sıkıntısı çektiğini görünce hemen kendi ülkesinde hiç bir işe yaramadan topraklarını işgal eden, tarıma engel olan taşları hatırlamış ve zengin ülkenin kralına gidip ülkesindeki taşları kendilerine satabileceklerini söylemiş.Zengin ülkenin kralı bu habere çok sevinmiş. Hemen bir ekip kurmuş, bu ekibin başına da fakir gezgini getirmiş ve fakir ülkeye heyet olarak bu ekibi göndermiş.

Yoksul insanların ülkesinde o gün büyük bir heyacan varmış.Çünkü artık bu yoksulluktan kurtulacakları gün çok yakınmış.O gün ülkelerine bir heyet gelmiş. Heyettekiler ülkenin kralı ile bir anlaşma imzalayacakmış biraz sonra. Bu anlaşmaya göre tarlalardan toplanmış olan taşlar arabalara koyulup zengin ülkeye satışa gönderilecekmiş. Biraz sonra kral sarayının balkonunda görünmüş ve meydanda büyük bir heyacan ve sabırsızlık içinde bekleşen kalabalığa hitaben bir konuşma yapmış. Konuşmasında şunları söylemiş çalışkan fakir halkına: Sevgili halkım, sizler hiç bir zaman yılmadınız, her türlü sıkıntıda dahi her zaman çalışmayı tercih ettiniz, hiç bir zaman emeğimizin karşılığını alamıyoruz diye söylenmediniz, hep daha çok çalıştınız, tarlanızda bir karış ekilecek bir toprak parçası için sepet sepet taş topladınız, işte şimdi bu çalışmanızın karşılığını alacaksınız. Dünyanın bir başka toprağı bol taşı kıt ülkesi de bizim taşlarımızı para karşılığı bu günden itibaren alacak. İsteyen vatandaşlarım o ülkeye gidip bu taşlardan nasıl binalar yapılacağını, nasıl yollar yapılacağını yine para karşılığı çalışarak o ülke insanına öğretebilir, demiş. Fakir halk krallarının bu konuşmasını alkışlarla karşılamışlar. Sevinç dansları yapmışlar, şarkılar söylemişler.

Fakir gezgin çok iyi bir organizatörmüş. Satılacak taşları, çalışmaya gidecek fakir halkı çok iyi organize etmiş. Ülkenin hazinesine çok para kazandırmış. Fakir halk fakirlikten kurtulmuş.Ülkelerine sıkıntı veren taşlar topraklarından gittikçe tarıma daha çok toprak katılmış. Daha çok meyve sebze yetiştirmeye, daha çok ağaç dikmeye başlamışlar. Çok zengin olmuşlar. Ama hiç tembel olmamışlar. Çocuklarına da hep çalışmayı, çalışkan olmayı öğütlemişler. Bir zamanlar nasıl fakir olduklarını, ama buna rağmen çok çalışma neticesi bundan nasıl kurtulduklarını, dünyadaki hiç bir şeyin işe yaramaz olmadığını, her şeyin bir işe muhakkak yarayacağını çocuklarına örnek göstererek anlatırlarmış.Çocukları da anne ve babalarını can kulağı ile dinler.Onları kendilerine örnek alırlarmış.

Sonra bir gün bu ülkede bir haber daha kulaktan kulağa yayılmaya başlamış, bu haber ne mi imiş? Her şeyi olup, meyve ve sebzesi olmayan bir ülke onlardan meyve ve sebze alacakmış parayla.....

Yazar:Emine CAN

24 Şubat 2006 Cuma

Çocuklara Dair Bir Kaç Şey

Merhabalar.. Herkese, hepimize.. Ben içimden geçenleri, duyduklarımı, gördüklerimi, hayallerimi buraya aktaracağım. çocuklarımıza masallar büyüklerimizden nasihatler olacak burada.Kendi kızım Selin ile yaşadıklarım ve diğer çocuklar ile olan dialoglarımı burada sizlerle paylaşacağım.Çok sevgili varlığımız olan çocuklarımızı yeteri kadar ilgilenip, doğru büyütebiliyor muyuz acaba? Bütün anne ve babalar çocukları için en iyisini isterken, bu isteklerinin çocuklar üzerinde olumlu-olumsuz etkilerini fark edebiliyorlar mı? Bizim Selin her isteğinin bizim tarafımızdan kesin bir emir telakki edildiğini ve yerine getirildiğini gördükçe, sayısız istekleri ve emirleri olmaya başladı. Selin"in önünü alamaz olmuştuk artık. Sayısız istekler. Yapmadığımızı görünce kusuncaya kadar ağlama krizleri. Hepsini yaşadık biz bunların Selin"le. Şimdi yaşamıyor muyuz? Yaşıyoruz elbet. Ama daha az.Selin"in aklı ermeye başlıyalı biz de ona yaptırımlar uygulamaya başladık. Bunlar çizgi film kanalını seyredememe, sevdiği, istediği bir abur cuburu vermeme, istediği giysiyi giymekten men etme, erken yatma, gezmeye gitmeme gibi cezalar. Hiç istemiyorum ama bazen de dayak. Şunu gördüm kü dayağın çocuk eğitiminde ve terbiyesinde hiç yeri yok.Netice veren şey dayak haricindeki yaptırımlar oldu. Bu hafta sonu hasta oldum. Üzerinize afiyet gribe yakalandım. Yüksek ateşim oldu. Eşime ve kızıma hastalık geçmesin diye dikkat etmeye, eşimin isteği ile de maske takmaya başladım. Selin de hemen bende takacağım dedi. Ona da bir maske verdim. Canım yavrum, yanıma gelme, beni öpme kızım, sana da geçer dedikçe o bütün samimiyeti ve içtenliği ile bana yanaşıp durdu.Beni muayene etti. Eline bir dergi alıp oradaki resimlere bakarak hastalığımı söylememi istedi. Ona göre gerekli muayenemi yaptı. Pamuklu çubuklarla gözüme, kulağıma baktı. Doktorculuk oynarken kullandığı dile dikkat ettim. Benimle sizli bizli konuştu hep. İstirahat etmem gerekiyormuş, çok hastaymışım, doktorun verdiği ilaçları kullanmam gerekiyormuş. Sürekli istirahat etmeme rağmen hastalığımı atlatamadım. Ateş devam ediyor. Hem burnum, hem de gözüm akıyor. Geçen gün de tavuk yemmenin verdiği hassasiyet ile acaba kuş gribi mi oldum diye düşünmeye başladım. Selin"in de içine doğmuş gibi " anneciğim sen kuş gribi olma" diye eteğime sarılmasın mı"? Cumartesi akşam Selin televizyondaki dizilerini seyrettikten sonra banyo yapmak istedi. Leğene suyu dolduruyoruz. Kendisi yanına tokadır. taraktır, veya ona benzer şeyler getirerek onlarla leğenin içinde oyunlar oynuyor. Selin"i yıkamak çok zor. Bakıcımız küçükken gözüne sabun kaçırmış, o günden bu yana banyoda başını yıkattırmaz hiç. Beş yaşında oldu halen aynı sorun devam ediyor. Bu leğen işi iyi oldu. Oyun oynama bahanesi ile giriyor, bir mütted oynadıktan sonra da ben gelip banyosunu yaptırıyorum. Saçına şampuan sürdürtmemek için epeyce benimle mücadele ediyor ama bir şekilde tatlı sert bunun da üstesinden geliyorum. Bazen ödül vermeyi deniyorum. Etkili oluyor. Evde Selin gibi bir çocuk varken evde hiç sıkılmaya vaktim olmuyor.Bütün çocuklar gibi Selin de çok zeki. Bu kadar zeki olması bizi bayağı zorluyor tabii. Bir haftadır yemeklerini güzel yiyordu. Kreşde de iyi yediğini öğretmeni söylüyordu. Evde de biz yediriyoruz zaten. Son günlerde çorbasını kendisi içmeye, pilav, makarna gibi yemekleri de yemeye başlamıştı. Bende rahatça akşam yemeğimi yiyordum ki yine düzenimiz bozuldu dün. Yemeğini hiç yemediği gibi birde ağlama huyu çıkardı. Yemeği gördü mü ben bu kadar mı koy dedim, ben bunu mu koy dedim. Hep çorba ,hep çorba mı olur anneee demeler. Kendi keyfine bıraksam yemek seçmeyi öğrenecek, onun keyfine göre değil de kendi keyfime göre hareket etsem bu sefer de direnç geliştirip, bazen kusmaya kadar götürüyor işi. Ama ben yine de annelerin hazırladığı mönünün çocuklara yedirilmesi taraftarıyım. Yanlış mı düşünüyorum? Televizyon izleyemezsin deyip televizyon kozunu ortaya koyuyorum hemen. En hassas noktası. Hem ağlıyor, hem yiyor ozaman. Dün akşam da televizyon cezası aldı benden. Oturma odasındaki koltukların üzerinden kanapeye zıplamış. Ben mutfakta bal kabağı soymakla meşgulüm. Babamız da salonda tv. seyrediyordu. Bizim kız da kendi başına istediğini gibi zıplamış durmuş.Kan ter içinde yanıma geldi ve bana bir şeyler anlatıyor nefes nefese. Biliyor musun anne ben zıplamayı başardım. Ayy terledim ama başardım diyor. Saçlarının dipleri terli. Ne olduğunu, neyi başardığı için bu kadar sevinçli bunu oturma odasının halini görünce anladım. Kızdım. Televizyonu kapattım. Ağlamaya başladı. yatırmaya göndereceğimi de ekledim. Sustu. Sesi kesilince biraz sonra bakiim ne yapıyor dedim ken kendime. Salona babasının koltuğunun altına sığınmış, televizyon izliyor. Babaya da cezalı çocuğa televizyon izlettirdiği için televizyonu kapama cezası verdim. Burada amacım bir ceza verilmiş, çocuğun bunu mutlaka çekmesi yönündeydi. Baba mırın kırın etti ama bunu ona da anlattım. On dakika sonra Selin"in cezası bitti dedim. Ama artık Selin televizyon izlemedi. kendi kendine oyun kurmuş, salonda oyun oynuyordu.Oyundan zor koparıp yatmaya ikna ettim.

6 Şubat 2006 Pazartesi

Güncel Olaylar, Güncel Kişiler

Irak Ve Amerika Amerika"nın sonsuz özgürlük vaad ettiği Irak ne hale geldi! Ekonomisi sıfırlandı. İnsanları öldü, ölüyor, bir yığın insan sakatlandı. Annesiz, babasız, eşsiz kalan insanalara kim sahip çıkıyor acaba? Amerika mı? Bana sorarsanız bu gün Irak Saddam Hüseyin rejimini mumla arıyor. Amerikan askerleri Irak"a hiç bir direniş görmeden girdiğinde sokaklardaki bir avuç yalabık insan bu gün o zamanki hallerinden utanıyorlar herhalde. Utanmalı bence. Ülkesini işgal eden askere alkış tutuyor. Kurtuluş savaşı öncesi ülkemizi işgal eden güçlere ülkemizdeki azınlığın yaptığı gibi. 08.03.2006 İran"ın nükleer çalışmaları İran'daki uranyumu zenginleştirme çalışmaları dünya üzerindeki süper güçlerin süperliğini zedeleyeceğinden başta Amerika olmak üzere güçlü ülkeler tarafından engellenmeye çalışılıyor. Şu ana kadar İran"ın tutumunu destekliyorum. Peki efendim, tamam efendim edebiyatı yapmadılar. Türkiye eğer bu konuda Amerika"ya üsleri kullanma konusunda izin vermezse Amerika İran"a hiç bir şey yapamayacaktır. Irak"a da Türkiye"nin desteği ile yapmadı mı ne yaptıysa. Irak"ta yaşananlardan bizler de sorumluyuz. 18 Mart Çanakkale Savaşları Bu gün ülkemizde bir başka ülkenin hegomanyası altında değilsek bunu bize armağan eden Mehmetçiklerimizdir. Onların canlarını ortaya koyup ÇANAKKALE GEÇİLMEZ dedirtmeleridir bu gün bizi hür yapan. İstiklal Savaşı Gazisi bir dedenin torunu olmanın gururunu taşıyorum ben. Dedem zaman zaman savaş anılarını anlatırken vücudundaki yaralandığı yerleri gösterirdi. Dnun vücudunu görünce bir ürperme almıştı beni. Daha ben çok küçüktüm o zaman. Savaş delik deşik etmişti dedemin vücudunu. Bağırsaklarının dışarı çıktığını ve onu kendisinin içeri ittirip diktiğini anlatırdı. 09.05.2006 Selanik"te Yırtılan Mektup Sayın Recep Tayyip Erdoğan"ın Selanik"te; Atatürk"ün doğduğu evdeki ziyaretçi defterinin bir sayfasını koparması ve bununda dün basına açıklanmasını çoğunuz duydunuz, duymayanlar da şimdi duyuyorlar.Mektubu Milliyet gazetesinin internet sayfasında tamamını bulubilirsiniz.Hatta bir örneğini de alıp buraya yapıştıracağım. Mektubu yazan şahıs bunların okunacağından bile eminim ki kuşkuluydu. Çok büyük bir tesadüf eseri asıl şikayetini yaptığı mercii tarafından mektubu bulundu ve koparıldı. Arkadaşlar; düşünce artık suç olmaktan çıkarılmalı diye sürekli söyleniyor, yazılıp çiziliyor ya. İşte şimdi bu olayla düşüncenin suça nasıl dönüştürüldüğünü hep birlikte görüyoruz.Sayın başbakan bu sayfayı koparmayarak demokratik bir lider örneği sergilemeli ve burada yazılanların aslı yoksa hiç oralı olmamalıydı. Ki aslı da varsa bu konuyu düşünüp yorumlamalı ve eksik taraflarını düzeltmeliydi. Eleştiriye insan olarak katlanabilirsek bunun iyi taraflarını bulup kendimizin lehine çevirmememiz içten bile değildir.Burada Tayyip Bey"e vatandaş haklı veyahut ta haksız olarak bir ayna tutmuştur. Bu kişinin ve daha birçoklarının kafasında sayın başbakan bu şekilde hissediliyor olabilme ihtimali de azımsanmıyacak bir yüzdede olabilir. Başbakan rahatsızlık duyduğu düşünceleri bu şekilde insanların kafasından veya yazısından yırtıp atabileceğini sanmakla aldanmaktadır. Kafalardan bunu söküp atmanın tek yolu yazılanların aksini yazabilmektedir. Tayyip Bey defterin sayfaları arasında sararmaya mahkum olan bir yaprağı kopararak ve kendi bakanı aracılığıylada basına ve halka duyurarak hayata geçirmiş ve kendisine suni bir düşmanlık yaratmıştır. Toplumun ilgisini bu yöne çekmekle toplum içindede bu görüşe katılanlar ve katılmayanlar olmak üzere gruplaşmalara meydan verebilmiş olmuştur. Gazetede okuduğuma göre bu şahsa dava açılacağı yazılmaktadır. Belki de davayı Tayyip Bey kazanacaktır da. Ama mektubu yazanın kafasında cezayı almakla bu düşünceler değişime mi uğrayacaktır. Sorarım sizlere? İşte, tartışmalara yol açan mektubun tam metni: "ATAM 17 EKİM 2005-Selanik 19 Mayıs 1881 Pazar günü Selanik’de o zaman ki ismi ile Koca Kasım Paşa İslahane Caddesi üzerindeki (EVE) Tanrının bir hediyesi olan mübarek vücudun dünya ya bir Güneş gibi arzı endam ettiğinde yer yüzü Nurlara gark oldu, yeniden hayat buldu, insanlar ısınıp kendilerine geldiler. Bende bugün 5. defa buraya huzurunuza gelme mutluluğunu tattım. Aynı Güneş 38 yıl sonra yine bir 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Samsun’da doğup ışıklarını bütün Türkiye’ye yaydı... Atam o mübarek varlık Tanrı tarafından gönderilmiş olan sendin. 4 yıl gibi kısa bir zaman da 7 düvel düşmanları mağlup ederek muasır medeniyetler seviyesine çıkardığın Türkiye’yi ve Türk Milletinin dini duygularını yıllarca sömüre sömüre bir A-K-P si çöreklendi. İslamiyet’i bir kalkan gibi kullanan bu insanlar hakikatte kafir olduklarını Hz.Muhammed (S.A.) sakalı şerifini yerinden kaldırıp Atatürk Hava limanına getirip Dubaili Arap’ın gözüne girmek için sattıkları İstanbul’un en güzel yerlerinden vazgeçmesin diye Muhammed’i bile oyuncak yaptılar. Bunların din anlayışı bu hepsi kafir. Zamanınızda Osmanlıya ait olan dış borçları ödediniz, R.Tayyip hükümeti nesiller boyunca altından kalkamayacak şekilde borç altına girmekle kalmadı, birde mağlup ettiğiniz devlet ve hükümet başkanları ayağınıza gelip saygılarını bildirirken Başbakan R.Tayyip Erdoğan Avrupa ve Amerika’nın Uşaklığını yapıyor. Türkiye’nin maliyesi İMF ve Dünya Bankası’nın elinde. Dış siyaseti Amerika’nın ve İç siyaset de Belçika’dan idare edilmeye kadar düştü. Tayip kendisi uşak olduğundan Türk Milletini de uşak yapmak istiyor, ama muvaffak olamayacak. Uşaklığını yaptığı Amerika’da ev de satın aldı. Her yaptığı gayri meşru iş gibi güya oğlu almış. 22 dönem 59. R. Tayyip Erdoğan hükümeti başta kendisi olmak üzere bakanlar A-K-P milletvekilleri hayatları boyunca Atatürk ilke ve devrimlerini ve Cumhuriyet idaresini ortadan kaldırıp Hilafet devleti kurma çabalarındalar ayrıca en çok korktukları Türk Ordusunu zayıflatıp iş göremez hale getirmek maksatları ile emellerine ulaşmaktır. Ruhlarında Uşaklık ve Kölelik taşıyan bu gürüh emellerine muvaffak olamayacakları gibi aslında hükümet üyeleri hırsız, sahtekar, kafir, görevi kötüye kullanan, uzak doğuda otel köşelerinde Avrupa’da kimsenin haberi olmadan memleketi satıp doymayan aç gözleri hırsla yalnızca küplerini doldurup memleketi satan Vatan Hainleri olduğundan maksatları kursaklarında kalıp tüyü bitmedik yetimlerin haklarını yiye yiye sürünüp bir gün def olup gidecekleri yakındır. Şehadetine her zaman olduğu gibi Türk Milletinin zekidir, çalışkandır, buyurduğunuz insanlarından esirgeme Atam. M. Fethi Dördüncü"