Geçmişten Günümüze Bir Masal
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok yoksul bir halkı varmış. Yoksullarmış ama tembel hiç değillermiş. Sadece toprakları verimli değilmiş, her taraf taş ile doluymuş. Bütün gün taşları topraklardan ayırmakla vakitleri geçiyormuş, geçiryormuş ama tarlanın kenarına yığılan taşları koyacak bir yer de bulamaz olmuşlarmış artık.
Dünyanın başka yerinde de bir ülke daha varmış.Bu ülkenin toprakları çok verimliymiş. Ne ekerlerse yetişirmiş. Halkı da çok zenginmiş tabii. Yalnız bu ülkenin bir sorunu varmış. Evlerini yapmak için ülkelerinde taş sıkıntısı çekiyorlarmış. Bir gün bu ülkeye fakir bir gezgin gelmiş.Ülkenin zenginliği ve refahı karşısında çok şaşırmış ve buraya yerleşme kararı almış.
Diğer fakir ülkede ise hayat çok zorluklarla geçmekteymiş. Çocuklar bu zorluğa rağmen neşelerinden hiç bir şey kaybetmeden cıvıl cıvıllarmış. Ama bir gün ülkede bir haber kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış. Bu haber ne mi imiş? Ülkenin taşlarını çok isteyen bir ülke varmış, hemde parayla. Kendilerine sıkıntı veren, yer kaplayan bu taşları kim ne yapacak diye düşünürlerken birden bire bundan para kazanacaklarını duyan fakir halk buna inanamazmış bir türlü.Bu taşları alacak olan ülke de toprakları verimli, zengin ülkeymiş. Buraya yerleşen fakir gezgin bu ülkenin taş sıkıntısı çektiğini görünce hemen kendi ülkesinde hiç bir işe yaramadan topraklarını işgal eden, tarıma engel olan taşları hatırlamış ve zengin ülkenin kralına gidip ülkesindeki taşları kendilerine satabileceklerini söylemiş.Zengin ülkenin kralı bu habere çok sevinmiş. Hemen bir ekip kurmuş, bu ekibin başına da fakir gezgini getirmiş ve fakir ülkeye heyet olarak bu ekibi göndermiş.
Yoksul insanların ülkesinde o gün büyük bir heyacan varmış.Çünkü artık bu yoksulluktan kurtulacakları gün çok yakınmış.O gün ülkelerine bir heyet gelmiş. Heyettekiler ülkenin kralı ile bir anlaşma imzalayacakmış biraz sonra. Bu anlaşmaya göre tarlalardan toplanmış olan taşlar arabalara koyulup zengin ülkeye satışa gönderilecekmiş. Biraz sonra kral sarayının balkonunda görünmüş ve meydanda büyük bir heyacan ve sabırsızlık içinde bekleşen kalabalığa hitaben bir konuşma yapmış. Konuşmasında şunları söylemiş çalışkan fakir halkına: Sevgili halkım, sizler hiç bir zaman yılmadınız, her türlü sıkıntıda dahi her zaman çalışmayı tercih ettiniz, hiç bir zaman emeğimizin karşılığını alamıyoruz diye söylenmediniz, hep daha çok çalıştınız, tarlanızda bir karış ekilecek bir toprak parçası için sepet sepet taş topladınız, işte şimdi bu çalışmanızın karşılığını alacaksınız. Dünyanın bir başka toprağı bol taşı kıt ülkesi de bizim taşlarımızı para karşılığı bu günden itibaren alacak. İsteyen vatandaşlarım o ülkeye gidip bu taşlardan nasıl binalar yapılacağını, nasıl yollar yapılacağını yine para karşılığı çalışarak o ülke insanına öğretebilir, demiş. Fakir halk krallarının bu konuşmasını alkışlarla karşılamışlar. Sevinç dansları yapmışlar, şarkılar söylemişler.
Fakir gezgin çok iyi bir organizatörmüş. Satılacak taşları, çalışmaya gidecek fakir halkı çok iyi organize etmiş. Ülkenin hazinesine çok para kazandırmış. Fakir halk fakirlikten kurtulmuş.Ülkelerine sıkıntı veren taşlar topraklarından gittikçe tarıma daha çok toprak katılmış. Daha çok meyve sebze yetiştirmeye, daha çok ağaç dikmeye başlamışlar. Çok zengin olmuşlar. Ama hiç tembel olmamışlar. Çocuklarına da hep çalışmayı, çalışkan olmayı öğütlemişler. Bir zamanlar nasıl fakir olduklarını, ama buna rağmen çok çalışma neticesi bundan nasıl kurtulduklarını, dünyadaki hiç bir şeyin işe yaramaz olmadığını, her şeyin bir işe muhakkak yarayacağını çocuklarına örnek göstererek anlatırlarmış.Çocukları da anne ve babalarını can kulağı ile dinler.Onları kendilerine örnek alırlarmış.
Sonra bir gün bu ülkede bir haber daha kulaktan kulağa yayılmaya başlamış, bu haber ne mi imiş? Her şeyi olup, meyve ve sebzesi olmayan bir ülke onlardan meyve ve sebze alacakmış parayla.....
Yazar:Emine CAN
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ülke varmış. Bu ülkenin çok ama çok yoksul bir halkı varmış. Yoksullarmış ama tembel hiç değillermiş. Sadece toprakları verimli değilmiş, her taraf taş ile doluymuş. Bütün gün taşları topraklardan ayırmakla vakitleri geçiyormuş, geçiryormuş ama tarlanın kenarına yığılan taşları koyacak bir yer de bulamaz olmuşlarmış artık.
Dünyanın başka yerinde de bir ülke daha varmış.Bu ülkenin toprakları çok verimliymiş. Ne ekerlerse yetişirmiş. Halkı da çok zenginmiş tabii. Yalnız bu ülkenin bir sorunu varmış. Evlerini yapmak için ülkelerinde taş sıkıntısı çekiyorlarmış. Bir gün bu ülkeye fakir bir gezgin gelmiş.Ülkenin zenginliği ve refahı karşısında çok şaşırmış ve buraya yerleşme kararı almış.
Diğer fakir ülkede ise hayat çok zorluklarla geçmekteymiş. Çocuklar bu zorluğa rağmen neşelerinden hiç bir şey kaybetmeden cıvıl cıvıllarmış. Ama bir gün ülkede bir haber kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış. Bu haber ne mi imiş? Ülkenin taşlarını çok isteyen bir ülke varmış, hemde parayla. Kendilerine sıkıntı veren, yer kaplayan bu taşları kim ne yapacak diye düşünürlerken birden bire bundan para kazanacaklarını duyan fakir halk buna inanamazmış bir türlü.Bu taşları alacak olan ülke de toprakları verimli, zengin ülkeymiş. Buraya yerleşen fakir gezgin bu ülkenin taş sıkıntısı çektiğini görünce hemen kendi ülkesinde hiç bir işe yaramadan topraklarını işgal eden, tarıma engel olan taşları hatırlamış ve zengin ülkenin kralına gidip ülkesindeki taşları kendilerine satabileceklerini söylemiş.Zengin ülkenin kralı bu habere çok sevinmiş. Hemen bir ekip kurmuş, bu ekibin başına da fakir gezgini getirmiş ve fakir ülkeye heyet olarak bu ekibi göndermiş.
Yoksul insanların ülkesinde o gün büyük bir heyacan varmış.Çünkü artık bu yoksulluktan kurtulacakları gün çok yakınmış.O gün ülkelerine bir heyet gelmiş. Heyettekiler ülkenin kralı ile bir anlaşma imzalayacakmış biraz sonra. Bu anlaşmaya göre tarlalardan toplanmış olan taşlar arabalara koyulup zengin ülkeye satışa gönderilecekmiş. Biraz sonra kral sarayının balkonunda görünmüş ve meydanda büyük bir heyacan ve sabırsızlık içinde bekleşen kalabalığa hitaben bir konuşma yapmış. Konuşmasında şunları söylemiş çalışkan fakir halkına: Sevgili halkım, sizler hiç bir zaman yılmadınız, her türlü sıkıntıda dahi her zaman çalışmayı tercih ettiniz, hiç bir zaman emeğimizin karşılığını alamıyoruz diye söylenmediniz, hep daha çok çalıştınız, tarlanızda bir karış ekilecek bir toprak parçası için sepet sepet taş topladınız, işte şimdi bu çalışmanızın karşılığını alacaksınız. Dünyanın bir başka toprağı bol taşı kıt ülkesi de bizim taşlarımızı para karşılığı bu günden itibaren alacak. İsteyen vatandaşlarım o ülkeye gidip bu taşlardan nasıl binalar yapılacağını, nasıl yollar yapılacağını yine para karşılığı çalışarak o ülke insanına öğretebilir, demiş. Fakir halk krallarının bu konuşmasını alkışlarla karşılamışlar. Sevinç dansları yapmışlar, şarkılar söylemişler.
Fakir gezgin çok iyi bir organizatörmüş. Satılacak taşları, çalışmaya gidecek fakir halkı çok iyi organize etmiş. Ülkenin hazinesine çok para kazandırmış. Fakir halk fakirlikten kurtulmuş.Ülkelerine sıkıntı veren taşlar topraklarından gittikçe tarıma daha çok toprak katılmış. Daha çok meyve sebze yetiştirmeye, daha çok ağaç dikmeye başlamışlar. Çok zengin olmuşlar. Ama hiç tembel olmamışlar. Çocuklarına da hep çalışmayı, çalışkan olmayı öğütlemişler. Bir zamanlar nasıl fakir olduklarını, ama buna rağmen çok çalışma neticesi bundan nasıl kurtulduklarını, dünyadaki hiç bir şeyin işe yaramaz olmadığını, her şeyin bir işe muhakkak yarayacağını çocuklarına örnek göstererek anlatırlarmış.Çocukları da anne ve babalarını can kulağı ile dinler.Onları kendilerine örnek alırlarmış.
Sonra bir gün bu ülkede bir haber daha kulaktan kulağa yayılmaya başlamış, bu haber ne mi imiş? Her şeyi olup, meyve ve sebzesi olmayan bir ülke onlardan meyve ve sebze alacakmış parayla.....
Yazar:Emine CAN
